ALMANYALILAR

Öykü: Nükhet

Öykü: Nükhet

Yirmi dokuz yaşındaydı ve hâlâ bir erkek arkadaşı yoktu. “Erkekler hep aynı şeyi istiyorlar. Ciddi bir ilişkiye gelince hemen kaçıyorlar!” derdi. Nükhet burnu Kaf dağında ulaşılmaz biri gibi heybetli, her şeyi bilen, her konuda bilgisi olan, her insandan anlayan, her rengi tanıyan, her kokunun uzmanı biriydi. Çocukken şımartılmış, ömrü boyunca parasızlık çekmemiş, en küçük bir sorumluluk üstüne almamış garip bir sevginin kurbanı olmuştu. Nükhet Ateş tam bir ayakkabı ve çanta manyağıydı. Sadece kendisine bir ayakkabı satın alsın veya bir çanta hediye etsin diye yattığı erkeklerin sayısını kendisi de unutmuştu. Küçük, sevimli hatıralar derdi aklına geldikçe. Evleneceği erkeğin bir kaç tır dolusu ayakkabı ile birkaç konteyner dolusu çantayı satın alma gücü mutlaka olmalıydı.

Hamburg’da tanımadığı eğlence merkezi yoktu Nükhet’in. Türkiye’den kimler konser vermeye geliyorlar, organizeyi kimler yapıyor, giriş biletleri nerede daha ucuz ve kaça hepsini bilecek denli kuvvetli antenlere sahipti. Alman eğlence yerlerine de takılırdı arada bir ama öylesi bir dünyayı tek yanlı ve oldukça sıkıcı bulurdu. Hamburg çok uluslu bir şehirdi, insanları dünyanın dört bir yanından geldiklerine göre, arkadaş çevresini de böyle ayarlamış, hemen her ulustan insanı arkadaş edinmiş, kendince önemli ve değerli dostluklar kurmuştu.

Babasından hâlâ haftalık alırdı utanıp sıkılmadan. “Kızım gel şu işin başına geç! Ben artık yaşlandım, butiği işletemiyorum!” laflarını hiç mi hiç önemsemez, gün boyu cansıkıcı müşterilere hizmet ederek para kazanmanın ne denli aptalca olduğundan yakınırdı. Hostes olmak istemiş meslek eğitimini yarıda bırakmıştı, yüksek okula gitmeyi kendisine yakıştıramamıştı, parfümler ve makyaj hakkında bir kozmetik okuluna başlamış birkaç ay sonra kendisi için olmadığına karar vermişti. Yaşı ilerledikçe bir baltaya sap olamayan Nükhet bu defa da öğrenim için kendisini yaşlı bulmaya başlamış, çoluk çocukla aynı sıralarda oturup dirsek çürütmeyi kendisine yakıştıramamıştı.

nükhet.jpg

Komşularını sevmezdi Nükhet. Babasının parasıyla satın alınan, zenginlerin oturduğu semtteki villanın bahçesinde evi kendisi satın almış gibi dolanır, çok önemli biriymiş pozisyonunda konu komşuya hava atardı. Kimseyi selamlamaz, kimseye gülmez, kimseyle ciddi ve kalıcı dostluklar kurmayı düşünmezdi. Onları asılsız ve yersiz ithamlarla suçlar, komşuları o evleri oturdukları semte layık görmezdi.

Nükhet babasının firmasında çalışanlara karşı da dostça davranmazdı. Birgün birinin halini hatırını sorduğu olmamıştı. Kocaman mağazada çalışan ondan fazla çalışan o gelince hemen bir işle meşgul olurlar, onunla muhatap olmamak için ellerinden geleni yaparlardı. Zira herkes onun ne kadar samimiyetsiz ve yapmacık birisi olduğunu bilirdi. Sorular sorar ,yanıtlarını dinlemeksizin sırf konuşmuş olmak için başka konulara atlardı. Millet bıkmıştı, hatta kendi aralarında laf sızdırmayanlar içten içe alay dahi ederlerdi. Bu yaşa gelmiş hâlâ baba parasıyla geçiniyor derlerdi. Küçük yaşlarda annesini bir trafik kazasında yitirmişlerdi. Aynı kazada annesinin aşığı da beraber ölmüştü. O zamanlar dokuz yaşında ya vardı ya yoktu. Annesinin adına nasılda utanmıştı. Konu ailenin en büyük tabusuydu. Bir daha anne konuşulmamıştı evde, işte, akrabalar arasında.

Nükhet´in ağabeyi İlhan evlenmiş karısıyla birlikte İskoçya’ya yerleşmişti. İnşaat mühendisiydi ve dünyanın dört bir yanında binalar dikiyordu. Onunla da kontağı olmayan Nükhet, hayat tecrübesi olmamasına rağmen olur olmaz karşılaştığı insanlara, kimin tam olarak ne olduğu, neci olduğunu bilmediği şahıslara akıl vermeye çalışması şaşılacak gibiydi. Dogmatikti, bilgisi olmadığı konularda kendisini alim sanırdı. Yeni şeyler öğrenmek gibi bir isteği kesinlikle olmamıştı, çünkü o herşeyi zaten bilirdi. Ah bir de şu erkeklerden bir şeyler anlasaydı hayat daha da kolay olacaktı.

Türkiye’den getirilen arkadaşlar, evlenilen damatlar ya da gelinler bir süre sonra kelek çıkıyorlar, buraları öğrendikten sonra arsızlık, densizlik edip cıngar çıkartıyorlardı. Ayrılmak için ellerinden gelen her türlü geçimsizliği ve pisliği yapan böylesi tiplemelerle hiç ilişkisi olsun istemiyordu. Kadere inanıyordu Nükhet. Kısmetse, nasılsa bir gün hayatının erkeği karşısına çıkardı. Değilse de canı sağ olsundu, evlenmeden ölen insanlar da vardı. O bir ilk değildi, son da olmayacağı ortadaydı.

Kendi kendine yeten biri için ha koca olmuş ha olmamış o kadar da önemli değildi. Ama yine de insan arada bir omuzuna kafasını yaslayacağı birilerine ihtiyaç duymuyor değildi. Özellikle duygusal olduğu, kendisini yalnız hissettiği anlar. Yine de çabuk geçiyordu böylesi kriz anları, kendine gelmesi o kadar zor olmuyordu. Her şeye karşın, yıllar geçmiş olmasına rağmen hâlâ tam olarak alışamamıştı. İyimserliği elinden bırakmak istemiyordu.

Son aylarda sıradan şeylere daha da öfkelenir ve kızar olmuştu. Olur olmaz konularda hırçınlaşıyor, yanında kim varsa ona çatıyor, kalp kırma, insanları yaralama hususunda ayrı bir ustalık sergiliyordu. Babasının butiğine geldiğinde millet onunla karşılaşmamak için her zamanki gibi ellerinden geleni yapıyorlardı. Sevimsiz, geçimsiz, asık suratlı, aksi biri olarak görüp değerlendiriliyordu.

Nükhet iyilik yapmayı sevmezdi. Kime niçin iyilik yapacaktı ki? İnsanlar zaten nankördüler, hemen hepsi doğası gereği şükür etmeyi bilmez, edilen iyiliğe karşılık vermez, kendisi için yapılanlara teşekkür dahi etmezlerdi. İnsanları değil aslında hayvanları sevmek gerekirdi. Onlarsız yapabilirdi Nükhet ama çiçeksiz, bitkisiz, doğasız yaşayamazdı. Yine de kuruttuğu çiçeğin, çürüttüğü bitkinin haddi hesabı yoktu.

Babasının emri altında çalışanları sevmezdi. Kendisine saygı göstermiyorlar, yeteri kadar ilgilenmiyorlar diye, yakınır, şikayette bulunur, fırsatını bulduğu yerde onları aptallıkla suçlar gibi bakardı. Hem babasının ekmeğini yiyorlar hem de arada bir küstahça bakışlar fırlatıyorlardı. Bazen kızıyor, öfkeleniyor, çalışanların da nankör ve yeteri kadar sadakat göstermediklerinden yakınıyordu: “Bizim işçiler bir başka yerde on lira fazlaya iş bulsalar, aynı gün işi bırakırlar” diyerek onları aşağılar, hatta yeri geldiğinde onları kendisine alay konusu yapmaktan kaçınmazdı.

İşyerinde düzenlenen eğlencelerde boy gösterdiğinde kendisini firmanın sahibiymiş gibi satar, ona buna çok bilmişlik, çok görmüşlük tasarlardı. Tanıyanlar, onun huyunu, suyunu bilenler farklı algılar, ondan haberi olmayanlar Nükhet’i nereye yerleştireceklerini bilmezlerdi. Babası Önder Bey’i, aileyi, Nükhet’i çocukluğundan beri tanıyan çalışanların sayısı hiç de az değildi. Artık Nükhet’e alışmışlardı, alışmayanının da kendi suçuydu. Öyle bir insanın ciddiye alınmaması gerekirdi.

Nükhet politikayı sevmezdi, aptallar ve can sıkıcı insanlar politikayla ilgilenirdi. Almanya’da partiler vardı. Türkiye’de de. Babası seçimlere giderdi, kendisi de Alman uyruğuna geçmiş olmasına rağmen, hemen her dört yılda bir yapılan yerel veya parlamento seçimlerine bile gitmezdi. Kimi seçecekti ki, biri diğerinden yalancıydı, dahası doğrucuydu. Kimi dinlese ona hak veriyordu Nükhet. Kendi fikri hemen hiç yoktu. Hepsi haklı olmazdı, herkes doğruyu söyleyemezdi. Politikacılar konuşmayı, kitleleri etkilemeyi, özel eğitmenlerden, tecrübeli öğretmenlerden öğreniyorlar, derdi. O yüzden onları dinleyen kolayca etkileniyor, kim konuşursa ona hak vermek ihtiyacını duyuyordu.

Nükhet sanat ve kültürden anlamazdı. Konserlere giderdi fırsat buldukça. Opera canını sıkardı, bağırıp çağırmanın neresi sanat diye sorardı. Müzikalden nefret ederdi. Edebiyat toplantısının adını da, anlamını da bilmezdi. Resim sergilerinde genelde şampanya içmeye gider, resimlere bakmadan, sergisi olan sanatçıyla tek laf etmeden oradan ayrılırdı. Kütüphanenin hangi semtte olduğunu sorar, her semtte bir tane olduğunu bilmezdi bile. Basınla ilişkiler babasına ilân almaya gelen birkaç aynı suratla olurdu. Onlar da ilân alabilmek için arada bir ısmarlama haber dahi yaparlardı. Spor salonuna kayıtlıydı Nükhet ama gitmek zahmetli işti, aidatlarını babası nasılsa düzenli olarak ödüyordu. O sadece canının istediği yerde olmayı seviyordu. Sıkıntıya gelemiyordu, mizacı stresi kaldıramıyordu işte. O da böyle yaratılmıştı. Spor sorunlu insanların işiydi. O kendisiyle barışık yaşayan biriydi. Kendisinin şükür herhangi bedensel veya zihinsel bir derdi yoktu. Ekonomi, felsefe, sosyal bilimler, matematik, fizik gibi konular ilgi alanına, hatta dahiline bile girmezdi.

Aşk romanları okurdu bol bol. Sulu gözlerle hıçkırarak okuduğu romanları önüne gelene tavsiye ederdi. Bir de polisiye ve gerilim içerikli eserlerden hoşlanırdı. Zeki insanlar bu türden yapıtlar okur, derdi. Heyecan, macera, gözyaşı, ölüm, cinayet, mutlu son, açıklığa kavuşturulan cinayetler, yakalanan katil tam onun ağız tadıydı. Yerli yazarları sevmezdi, hem okuduklarını anlamıyordu, hem de bizim yazarların kurgu yeteneği zayıf iddiasında bulunurdu. Bir kitabı rahatlıkla üç dört haftada bitiriyor, bu yüzden kendisini çok okuyor sanıyordu.

Hayat toz pembeydi Nükhet’e göre. Kızgınlığa, kafaya takmaya, ciddiye alıp tasa yapmaya gelmezdi. İnsanın saçı ağarır, midesi ülser olabilir, hatta kansere dahi yakalanabilirdi. Ancak aptallar böyle bir şeyi kendisine davet ederdi. Bu tür konularda oldukça ilkeli, katı ve sert kuralları vardı. Üzülmeye gelmezdi, şakası yoktu karamsarlığın. Aptal insanlar dertli ve sorunlu olurlardı, problemlerini başkalarına da bulaştırmakta böylesi insanların üstüne yoktu. Oldukça yetenekli ve başarılıydılar.

Nükhet kahveyi ve siyah çayı sevmezdi. Alışkanlık yaparlar, insanı bağımlı yaparlar diye düşünürdü. Ama içkiyle arası oldukça iyiydi. Birkaç şişe bira veya şarabın, yarım şişe viski veya votkanın üstesinden kolayca gelebilirdi. Yine de kendisini alkolik saymaz, canı isterse bunlarsız da yapabileceğini öne sürerdi. Ancak aptallar ve geri zekalılar herhangi bir şeye bağımlı olabilirdi, o değil.

Sosyal medya adeta onun için yaratılmıştı. Nice önemli dostluklar kurulmuştu. Arkadaş sayısı her geçen gün biraz daha artıyor, hemen her paylaştığı onlarca insan tarafından beğeniliyordu. Demek ki sosyal, kültürlü, gelişmiş ve modern biriydi. Öbür türlü insanlar kendisini bu denli benimsemez ve öenemsemezlerdi. Sanal alemdeki dostluklar samimi ve gerçekti, gerisi yalan ve sahteydi ona göre.

Nükhet’in akrabalarıyla bir ilişkisi yoktu. Arada bir onları merak eder, büyük babasının köyünün internet sayfasına girer ilginç bir şeyler arardı. Onları aşağılar, küçümser, cahil diye horlardı. Babasının yanına hal hatır için gelenlere tepeden bakar, kendisiyle tanıştırılanları ciddiye almazdı.

Günlerden birgün bir sosyal iletişim ağında köylülerinden ilk okulu terk etmiş Hanefi ile karşılaştı. Çocuğa kısa sürede aşık oldu. Kendisinden bir yaş küçüktü ve hâlâ annesiyle kalıyordu. Nükhet, Hanefi ile evlenme hazırlığıyla ilgili bürokratik işlemlerle uğraşırken, babasının resmi olarak ilgili kurumlara iflas dilekçesini vermek için hazırlandığını bilmiyordu. O gün geldiğinde Önder Bey masasının çekmecesinde sakladığı tabancayı kullanmanın planlarını yaptı bitirdi bile. Ölmeden kızının evliliğini görmek istiyordu sadece.

Düğünden birkaç hafta sonra Önder Bey kendi kafasına sıktı. Evliliğin altı ay sonrasında, şiddetli geçimsizlikten dolayı boşanma ile sonuçlanabileceğine ihtimâl dahi vermemişti.

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden /  Ändern )

Google Foto

Du kommentierst mit Deinem Google-Konto. Abmelden /  Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden /  Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden /  Ändern )

Verbinde mit %s

Şeker Portalı

Portakallı Paylaşımlar

yedi orman

Yapraklarıma ve çiçeklerime, meyvelerime ve dallarıma, köklerime ve toprağıma doğru bir keşif yolculuğu.

Karikatüristan.Wordpress.com

Karikatür Alemi, Alemin Karikatürleri

Varlık Ergen

"ben kötüyüm bu düzen için ama değilim asla kötülük"

YARIŞBİLİMİ

Atyarışı ve İstatistiğin buluştugu yer

ZÎZNASE

bilgelik sevgisi...bilgi aşkı

Sema'nın İzleri

Mutlu olmanın izlerini bırakın..

Bir Acayip Mühendis

Her şey Mutlu bir son için...

SEYAHATDELİSİ

Seyahat delisi bir çiftin hatıra defteri...

BİLGİSAYAR VE YAZILIM

Bilgisayar ve Yazılım Dünyasına Ait her şey

ARTHROTEC MEDİKAL SİSTEMLER

'SİNGJOİNT, HYDROGEM, TIBBI ALETLER, TÜMÖR CERRAHİSİ

%d Bloggern gefällt das: