Werbeanzeigen
Start Kultur Kino Alone in Berlin – Herkes Kendisi İçin Ölür

Alone in Berlin – Herkes Kendisi İçin Ölür

0

Alone in Berlin – Herkes Kendisi İçin Ölür 

Alone in Berlin filmi Alman Yazar (Rudolf Wilhelm Friedrich Ditzen) in yani Hans Fallada´nın „Jeder stirbt für sich allein“ isimli, gerçek bir hikâyeye dayandırdığı,  ölümünden birkaç hafta önce 1947 yılında yazdığı eserinden, sonraları 2002 dahası en son bir bütün olarak 2011 yılında yeniden yayınlanan romanından sinemaya uyarlanmış. Roman hakkında yazılanları okurken karşıma çıktı, ilk defa bu eser 1960 yılında sinemaya uyarlanmış, daha sonra 1970 yılında, ayrıca 1976 yılında yeniden. 2016 yılı versiyonu hakkında yazılanlar ne kadar negatif olursa olsun bence izlenmeye değer bir savaş karşıtı, direnişin simgesi çalışmalardan biri. „Jeder stirbt für sich allein“ yani herkes kendisi için ölür yerine filmin ismi “Berlin´de Tek Başına” olmuş. Hikâyeye uyan bir yanı yok bu adlandırmanın.

Anna ile Otto Quangel´in biricik oğlunun savaş cephesinde şehit olduğu haberi 1940 yılında kendilerine ulaştırılır. Aynen bizim ülkemizde son yarım yüzyılda nice sıklıkta olduğu gibi. Naziler de “şehitler ölmez vatan bölünmez” gibi laflar ederler. Anne ile baba “vatan sağ olsun komutanım! demezler, fukaralıktan duvarları çatlayıp dökülmüş sobalı evlerine bayrak mayrak da asmazlar. Zaten haber de postayla gelen bir mektuptan ibarettir. Canları, biricik evlatları Hitler için katledilmiştir. Ateş düştüğü yeri yakar. Binadaki yaşlı Yahudi kadın komşunun başına gelenler de buna eklenince Quangel ailesinin gözü, ufku ve gönlü açılır. Bu düzen faşisttir, zalimdir, yıkılmalıdır. Cin şişeden çıkmaya başlar, sınıf bilinci kendisine yakışanı dayatır, aç gözlerini bre der. Direnişin tohumları yalnız yüreklerine düşmüştür bile. Mesele bunun nasıl olması gerektiğindedir.

berlin.jpg

Bizim sıradan, apolitik işçi ailesi toplumsal gerçekçiliğin ne olduğunu iliklerinde hissetmeye başlarlar. O dönemin tarihsel koşulları da ele alındığında karıkocanın yiğitliklerinin romanlara, filmlere yansıması, tabii özünde bu olayın gerçek ve yaşanmış olması sesli ve hareketli resimlere ayrı bir heyecan ve anlam katar. Yıllardır inandıkları ve destekledikleri Hitler kana doymayan bir Dehhak´tan, Erdoğan’dan başka bir şey değildir. Darısı AKP´lilerin başına da denilebilir. Yalnız geçerken değinmekte fayda var, dünün Kemalist faşistleri de, bugünün dinci faşistleri de mevzu şehit edebiyatı olunca değil iliklerine, ruhlarına kadar aynılar, bu da böyle bilinmelidir. O topraklara Quangel gibi aileler gelmez, bunun vicdanla, kültürel şekillenmeyle, bilinçlerin köreltilmesiyle, gerçeğin muazzamca ve başarılı bir şekilde çarpıtılmasıyla doğrudan bir ilişkisi vardır. Bizim sınıf bilincine sahip sözde solcuların bile Kürt düşmanlığı yapmalarının, şovenizmden bir türlü kopamamalarının altında bu siyasal ve toplumsal gerçek yatar.

Yine filme dönecek olursak bugünden bakıldığında ne kadar da masum ve sıradan denilebilecek bir çözüm yolu bulurlar. Kartpostalların arkasına faşist Hitler düzenini eleştiren notlar yazarak şehrin dört bir yanında kamuya açık yerlerde dağıtmaya başlarlar. Bunu önce Otto bir başına yaparken karısı da ona destek olmaya başlar. Oğullarının ölümüyle neredeyse kaderlerine küsüp birbirlerinden kopup uzaklaşan çifti gerçekleştirdikleri anlamlı eylemler yeniden yakınlaştırıp âşık eder. Direnişin gücüne bir başka ispat. Ne kadar çok insan okursa o kadar iyi olur mantığıyla hareket ederler. Bu basit ve sıradan görülen eylemin cezasının ne olacağını az çok kestirebiliriz: Ağır işkenceler ve sonunda kesinlikle ölüm. Kartpostalları okuyanlar tabii ki farklı tepkiler verirle. İşbirlikçilerin ihbarları devreye Gestapo´nun girmesine yol açar. Yukarıdan gelen talimatlarla polis görevlisi Escherich bizimkilerin peşine düşer. Bundan haberi olan çift korkup yılmak bir yana direnişlerine ve aşklarına daha bir sarılırlar. Yuvarladıkları küçük çakıl taşı koca kayalar halinde yuvarlanmaya başlamıştır bile. Mutlak sondan sonra bile kartpostallar okunacaktır.   

Alman, Fransız ve İngiliz ortak yapımı filmi Brendan Gleeson (Otto Quangel), Emma Thompson (Anna Quangel), Daniel Brühl (Kommissar Escherich), Mikael Persbrandt (Standartenführer Prall), Katharina Schüttler (Claire Gehrich), Monique Chaumette (Frau Rosenthal), Joachim Bißmeier (Richter Fromm), Katrin Pollitt (Eva Kluge), Lars Rudolph (Enno Kluge), Louis Hofmann (Hans Quangel), Jürgen Tarrach (Richard Schopf), Imogen Kogge (Frau Busch), Uwe Preuss (Persicke), Rainer Egger (Emil Barkhausen) oynuyorlar. Filmin yönetmeni ise Vincent Perez.

30.07.2018

Werbeanzeigen

Kommentar verfassen

%d Bloggern gefällt das: