10.7 C
Hamburg
Freitag, Oktober 23, 2020
Start Home Öykü: Hareketli ve Sesli Resimler

Öykü: Hareketli ve Sesli Resimler

Hastalık, salgın, kuduz, ishal, mide, baş, sırt ve karın ağrısı vız gelirdi. Çakko bugün kendisine mutlaka ve mutlaka bir plazma televizyonu satın alacaktı. Ne yaptım ettim kaytaramadım. Adam doktora gitmeye beni götürür, resmi daireye, topa, eğlenceye, nereye giderse gitsin. Göbeğimizi beraber kesmişler sanki. Mazereti de akrabam olması, bilmem kaçıncı dereceden. Ha bir de Almanca bilmemesi. Ne yapsam, ne desem, ne etsem de bizim Çakko’dan kurtulsam bilmiyorum.

Televizyon istiyor bizimkisi. Öyle herhangi bir tane değil, ne analog ne LCD yani likit kristal ekran, plazma olacakmış efendim. Daha ne olduğundan habersiz ama ses ve görüntünün en iyisinin bu televizyonlarda olduğunu iddia ediyor, artık kimden duymuşsa en iyisi bu diyor başka bir şey demiyordu. Benim arabalık bir işim olsa ayarlamaz, taşınma, eve büyük bir eşya alma gibi ortamlarda arazidir, işim düştüğünde kaytarmakta üstüne yoktur. Neden ona yardım ediyorum bilmiyorum. Adına göçmen, akraba, tanıdık dayanışması diyorum artık.

Çakko kumarı da sever, futbolu da. Normalinde üç kuruşu olsa cebinde, bahislerin oynandığı kahvelerin birine koşar. Haftalarca bir şey kazanmaz, sonra böyle voleyi vurma seansı sonrası kafasına televizyon satın almayı koymuş. Arabayı bile halletmiş ama Almanca bilen birini bulamadığından, beni yetkili ve kendisinde sorumlu memur gibi yanında istedi. Ne anlarım ben televizyondan, radyodan, bluraydan, dvd’den. Evimde hemen hiçbiri yoktur. İyi kötü 90’lardan kalma bir bilgisayarım var onunla idare ediyorum.

Sabah ona çeyrek kala zilim çaldı. Kapıyı açtım kimse yok. Altta, yukarı da çıkmıyor. Cep teelfonundan arıyor üstelik:

– İmanım nerede kaldın?
– Niye ne oldu?
– Saat ona geliyor. Mağazalar açıldı.
– Randevun mu var tam saatinde?
– Abicim gezip bakacağız önce?
– Neden?
– Nerede ne var? En iyisi nerede bulunur?
– Dur kapat geliyorum!

Ayakkabılarımı çabucak giydim. Dairemi havalandırmak için bütün odaların pencerelerinden birer camı yatıracak şekilde yarı açtım, kapıyı kilitleyip merdivenleri koşar adım indim. Çakko sabırsızlığından kudurmak üzereydi. Yolda bekleyen arabaya ilerledik. Direksiyonda kaytan bıyıklı Kürt Mesut vardı ve herif yoldan geçen bir kadının arkasından aynen memleketteki gibi bıyıklarını burkuyordu. Avrupalı kadın bıyık burkmanın ne demek olduğunu nereden bilsin? Ama alışkanlıktı bu. Çakko kısaca tanıştırdı. Mesut‘ un ağzından haa gibi bir şey çıktı:

– Önce nereye gidiyoruz abi?
– Ne dersin la?
– Çakko paran var değil mi?
– Var dedim ya!
– İntermedia’ya bakalım!
– Orada fazla çeşit yoktur kardeş!
– Ama haftalık ucuzluk varmış!
– Sonra Jupiter’e bakarız!
– Weltmarkt’a da bakabiliriz!
– Sırayla hepsine tek tek bakalım öyleyse!
– Oha, yok deve!
– At ya da arslan oğlum! Deve değil.
– Akşama kadar televizyon peşindeyiz desene.
– Turnayı gözünden vurdum bir bilsen.
– Bende taksitle alacağız sanıyordum.
– Param var oğlum. Bak şu cüzdana. Deste dolusu para bu lan para!
– El kiri yani.
– Kokmaz dermiş Almanlar!

İntermedia’da bizimki daha önce gelişlerinden tanıştığı Doğan isimli Türkçe bilen bir satıcıyla sohbete girişti. Üç adet plazma televizyonun hiçbirinden ikna olmadı Çakko. Yarım saat kararsız sağa sola gidişlerle mağazayı terke yöneldik. Güvenlik peşimizden hiç eksik olmadı. Sanki koca koca televizyonları cebimize sokup kaçıracaktık, kıl olduk tabi. İnsanlara çaktırmadan, kimselere göstermeden bir mağazadan koskocaman bir televizyonu öyle kolayca çalabilirlermiş gibi avanak bir şüphe kokuyorlardı. Dış kapıda üstümüzde televizyon olmadığını anlayınca zeki güvenlikçiler peşimize takılmaktan vazgeçip geri mağazaya yöneldiler.

– Ya Doğan çok iyi bir çocuk.
– Nereden tanıyorsun? Satıcı satıcıdır işte!
– Yok lan, burada tanıştık. Bu mağazada çalışıyormuş. Hem de televizyon bölümünde şans işte.
– Eee o zaman niye almadık. Bize kazık atmaz o zaman!
– Durun lan! Acele etmeyin! Hele bir diğer mağazalara bakalım!
– Daha neresi var ağam?
– Jupiter’e gidelim bakalım!

Dakikalar süren uzun bir yolculuktan sonra şehrin başka bir yerinde bulunan dev mağazada ancak boş park yeri bulabildik. Mesut sinirden bıyıklarını yemeye başlamıştı ki, alışverişini yapmış, park yerinden çıkmak üzere olan birini yakaladı. O çıkar çıkmaz da yerine yerleştik. Bölüme geldiğimizde ağzımız açık kaldı.

– Abi yüzlerce televizyon, hangisini alacaksın?
– Ucuzunu arkadaş. Ancak bin avro verbilirim. Bahisten ancak o kadar kazandım.
– Abi bin on olursa?
– Olmaz! Dokuz yüz doksan da olabilir!
– Gevezeliği bırakalım da mevzuya gelelim.

O televizyon senin bu televizyon benim iki buçuk saat oyalandık. Bakmadığımız model kalmadı. Hangisi kaç woltla çalışır, uzaktan kumandaların özellikleri, ses, renk kaliteleri, kaç program çektikleri, teknik her türlü detayları anlamasak bile defalarca soruldu, yanıtı alındı, Çakko hiçbirinde ikna olmadı. Her televizyonda bir mazeret buluyor, Doğan şunu da demişti, böyle özelliği de olmalı deyip duruyordu. Jupiter’i terk ettiğimizde vakit öğleyi geçiyordu. Bir yerde kahve ve çay içip yine yola koyulduk.

– Haydin la! Şu benim plazmayı alayım sizi döner yemeye davet edeceğim!
– Abi istikâmet?
– Barmbek oğlum, Weltmarkt!
– Tamam usta!
– Hadi orada da bir şey bulamazsak?
– Doğan’a gideriz yine kardeş! O bir şey yapabileceğini söylemişti.

Akşama doğru Weltmarkt’tan çıktığımızda yorulmuştuk artık. Çakko pes etmişti. Gerisin geriye İntermedia’ya gittik. Doğan Çakko’ya garip hareketlerle bir plazma televizyonu sattı. Hatırına yüz avro düştü. Dokuz yüz avroluk televizyonu büyük bir itinayla parasını ödedikten sonra garajda bekleyen arabanın bagajına yatırdık.

Eve geldik. Çakko tek başına yapabileceğini, gerisini kendisinin yapacağını ekledi. İstersek bize para verip döner yemeye kendimizin gidebileceğini söyleyerek Mesut’la beni başından savdı. Yakın bir istasyonda beni bırakan Mesut’a teşekkür edip ayrıldım.

– Çakko’dan birkaç gün sonra telefon geldi:
– Bilmem ne çocuğu bize bozuk televizyonu satmış!
– Nasıl olur ya?
– Bozuk ya, çalışıyor ama ekran bir şey göstermiyor. Kırık gibi!
– Eee değiştirmedin mi? Garantisi vardır. Normalinde iki yıl hem de bildiğim kadarıyla.
– Televizyonu yatırarak taşımışsınız diye garantiye girmiyormuş.
– Nasıl yani?
– Plazma yatırılarak taşınmazmış. Dikey taşınırmış ya da çok hafif eğik taşınırmış!
– Eeee ne olacak şimdi?
– Gitti benim dokuzyüz avro!
– Nasıl gitti?
– Hep senin yüzünden, sana yatırmayalım dedim!
– Oha niye benim yüzümdenmiş. Adam yerine koyduk yardım ettik fena mı oldu?
– Senin de yardımın da anasını avradını….
– Şiişşşt doğru konuş!
– Yoksa?
– Bamya….

Vorheriger ArtikelKan Gövdeyi Götürdü
Nächster ArtikelKerime Nadir: Solan Ümit

Anzeigen

-Advertisment -

Most Popular

Tiyatro yönetmeni Ayşe Emel Mesci: Kürtçe oynanınca mı sorun oluyor?

Mezopotamya Kültür Merkezi (MKM) bünyesinde faaliyet yürüten Teatra Jiyana Nû tarafından Nobel ödüllü yazar Dario Fo’nun eserinden Kürtçeye uyarlanan ‘Bêrû’ isimli oyunun, Gaziosmanpaşa Kaymakamlığı’nca...

BUND: Beschlüsse des EU-Agrarrats und Europaparlaments zur Zukunft der EU-Agrarpolitik sind enttäuschend

Die heutigen Beschlüsse des EU-Agrarrates und die Ergebnisse der ersten Abstimmungen im Europäischen Parlament von Dienstag Abend zur künftigen Ausrichtung der EU-Agrarpolitik (GAP) kommentiert...

8. Kayseri Altın Çınar Film Festivali’nin jüri üyeleri belli oldu

Anadolu Sinemacılar Derneği tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın katkılarıyla düzenlenen 8'inci Kayseri Altın Çınar Film Festivali'nin jüri üyeleri açıklandı. 29-31 Ekim'de gerçekleştirilecek festivalde, Ulusal Kısa...

Doppeltes Herbstglück für Kurzentschlossene

Deutschland, Griechenland oder Türkei: Beim Last-Minute-Spezialisten 5vorFlug finden Spontane für einen Urlaub im Oktober und November Knaller-Angebote. Für eine Auszeit auf Usedom verlost der...