10.7 C
Hamburg
Mittwoch, Oktober 28, 2020
Start Home Gurbetçi Yazar Süleyman Deveci ile Söyleşi

Gurbetçi Yazar Süleyman Deveci ile Söyleşi

Sayfamız danışmanlarından edebiyatçı yazar Süleyman Deveci ile yazıyı, yazarlığını, Hamburg´da kurmaya çalıştığı edebiyat platformunu konuştuk.

  • Pirtûk û Wêje: Yazmaktan ne anlıyorsunuz, yazı denilince aklınıza ne geliyor? Yazmaya ne zaman ve niçin başladınız?
  • Yazmak uğraşısı bende biraz da mutluluk ve hakikat arayışı gibi. Varoluş sorununa herhangi bir yanıt verme uğraşısı. Yaşadığınızın kanıtı, bırakılan ufak izlerle hayata tutunmaya çalışmak diye de tanımlayabiliriz. Yazmadığım günler sinirli, gergin, huzursuz, en çokta mutsuz olduğumu biliyorum. Yazmak kadere karşı durmak, sisteme boyun eğmemek, herkesin ak dediğine inanmamak, doğruyu ve gerçeği bizzat kendimizin arayıp bulmak istemesi gibi bir şey. Yazmayı itirazla, boyun eğmemeyle, başkaldırıyla, arayışlar ve keşiflerle, yeni ufuklara seyahatlerle, sözcüklerle birlikte halaya durmakla ama en çokta okumak ile bağdaştırıyorum. Bende bu sözcük bunları çağrıştırıyor. Sözcüklerden yepyeni bir dünya yaratıyorsunuz, kahramanlar buluyorsunuz, onlara istediğinizi yaptırıyorsunuz. Az da olsa döneminize tanıklık yapıyorsunuz. Özlemini çektiğiniz bir hayatı anlatabiliyor, kurmaca ile arzuladığınız hayatı kurabiliyor, çılgınca ve sınırsız bir özgürlükle her şeyi altüst edebiliyorsunuz. Böyle bir özgürlüğü yazı dışında nerede bulabilirsiniz?

Yazmaya on üç yaşımda şiir ve günlük yazarak başladım. Bugün elimde hiçbiri yok.  Tam olarak neden başladığımı bugün pek anımsamıyorum. Yine de ilk aklıma gelenler: Yazabiliyor olmak, kendimi geliştirmek, yazı ile neler yapılabileceğine birebir tanıklık etmek, günlük hayatımı güzelleştirmek istemek, politik ortamın radikal çelişkilerinden kaçmak, sürece tanıklık etmek arzusu diye sıralayabilirim.   

  • Pirtûk û Wêje: Bu sıralar neler yazıyorsunuz? Hali hazırdaki çalışmalardan bahsedebilir misiniz?
  • Tanıyanlar bilirler, birazdan öte maymun iştahlı biriyimdir. Bir değil birkaç çalışmayı birlikte yürütüyorum. İnsanın yayınlanmamış çalışmaları hakkında ileri geri konuşması ne kadar doğru bilmiyorum ama sordunuz madem bilmeyenlere belirteyim: Yüzlerce öyküden sonra öyküye bir süre ara verdim denilebilir. Eserlerimin çok cüzi bir kısmı bugüne kadar yayınlandı. O da kendi olanaklarımla. Artık böyle yapmak istemiyorum. Yayınlanmasa da olur. Bu arada öyle veya böyle kendim için yazdığımı gördüm. “Tuzluçayırlılar” isimli, mahallemizin devrimcilerini, 1970´li ve 1980´li yılları anlatan bir ırmak roman yazıyorum. Üçüncü cildi bitmek üzere, toplam dört veya altı cilt olarak planlıyorum. Hz. Ali´nin biyografisini Almanca yazdım bitirdim, “Unterwegs” isimli Almanca romanı yeni bitirdim, düzeltmeleriyle uğraşıyorum. Bir Almancı köpeği olan “Keje”nin romanı yine bitti, ilk Kürt krimisi dediğim Komiser Xane´nin ilk macerası da bitmek üzere. “Saladin”in ikinci cildini yine Almanca yazıyorum. Yeniden kontrol ediyorum. Kürtlerin bilinen en eski tarihini diğer taraftan yazıyorum. Hayatımın çalışması diyorum ben buna. Kitap yorumları devam ediyor. Bazen kendime güzel bir defter satın alıyor, belli bir konudaki düşüncelerimi her yönüyle anlatmaya çalışıyorum. Her gün aralıksız beş-on sayfa yazmadan duramıyorum. Bu ritmi ne kadar devam ettirebilirim bilmiyorum. Denemeler var sonra. Kurulmuş bir saat gibi her akşam birkaç saat yazmadan duramıyorum. Birkaç roman, yüzlerce deneme ve öykü yayınlanmayı bekliyorlar. Bir gün kafama göre bir yayınevi bulursam o da olur. Bulamasam da benden sonrası turfanda…

Kimseler tembel olduğumu iddia edemez. Tüm bu uğraşıların içerisinde bir de platform kurmaya çalışıyoruz. Ha bu arada günde sekiz saat, yazma ve okuma alanımın tamamen dışında bir meslekte emeğimi satarak geçinmeye çalıştığımı söylemeyi eklemek zorundayım.

  • Pirtûk û Wêje: Gazetecilikten edebiyata geçtiniz. Yer yer orada burada oldukça radikal yazılar yazıyorsunuz ama siyasetle pek işinizin olmadığını sıkça tekrarlıyorsunuz? Size politik bir yazar diyebilir miyiz?
  • Bir yazara böyle bir soru sormak aslında o yazardan pek bir şey okumadığınızın kanıtı. Bu tuzak soruyla onu belirli bir kalıba sokmak için uğraşıyorsunuz. Bunu bilerek yapmasanız da iyi bir soru değil bu ama yine de kendimce yanıtlamaya çalışayım: Kesinlikle apolitik diyemezsiniz. Birey olarak ama politikadan da, politikacıdan da nefret eden biriyim. Burjuva politikacılar da, devrimci politikacılar da buna dâhil. Doğam politikaya tahammül etmeye özünde elverişli değil. Başka dünyaların insanlarıyız. Belki politik konuları ele alış tarzım öyle bir intiba veriyor olabilir ama ben kendimi ne kadar politik veya apolitik bir yazar olarak görüp ve öyle de değerlendirsem de biz “Tuzluçayırlıyız”, yani ya Komünist, ya Kızılbaş, ya Kürt, ya da hepsi birden olmak üzere 3K´cıyız anlayacağınız. Hani hep, “bu devlet bizlerle barışmadığı sürece memlekete demokrasi gelmez” diyenler var ya, işte onlardan. Böyle de olsa, politikanın da aynı din gibi insanları ayrıştırdığını, masum ve doğal ruhlarını kirlettiğini, en yukarıdaki idarecilerin fareyle oynar gibi sıradan insanlarla oynadığına inanırım. İnsanlık ama bir gün o seviyeye geldiğinde politikacılar da diğer sıradan çalışanlar, emeklerini satanlar gibi olacaklar. İnsanlık bunlardan kurtulmaya doğru hızla yol alıyor. 
  • Pirtûk û Wêje: Bir ara sinema eleştirileri de yapıyordunuz. Kitap eleştirileri nasıl gidiyor bu konuda neler söylemek istersiniz?
  • Başlamadan hemen bir yanlışı düzeltmeliyim. Ben kesinlikle eleştiri yazmıyorum. Daha çok yorum veya değerlendirme diyelim. Burada her liselinin yapabileceği çapta değerlendirmeler. Bizim gibi geri kalmış ülkelerde bu işleri yapanlar az olduğundan bu işi yazıyla, okumayla uğraşanlar daha çok yapmalı diye düşünerek kendimce katkı sunmaya çalışıyorum. Eleştirinin olmadığı yerde ilerleme kaydedemezsiniz. Bütün memleket meselelerinin altında, ki edebiyat bunun sadece tek boyutu, eleştirinin olmaması yatar. Doğu insanı yobazdır, çobanlara ihtiyaç duyar ve bunlara hemen tapar, hoşgörünün adını bilir ama anlamına uygun davranmaz, eleştiriyi küfür zanneder. Her türlü geri kalmışlığının altında eleştiriye uzak durması, buna yanaşmaması vardır. Değil bir yazar, sanatçı, sıradan bireyler olarak okuduklarımızı yorumlayarak bu kör talihi kırmayacaksak neden uğraşıyoruz?

 5.jpg

  • Pirtûk û Wêje: Pirtûk û Wêje´nin hem fikir hem de proje babasısınız. Nasıl başladı biraz anlatır mısınız?
  • Öncelikle kolektifte emeği geçen herkese sevgi ve saygılarımı sunarım, özellikle çekirdek ekibe ayrıca teşekkür ederim. Bir yılda çok yol kat ettik. Niceleri geldi niceleri gitti. Kökende yatan ana edebiyat dünyasının insanlarımızı dışlaması, ötekilerin seslerini duyurmak istememesi, yatıyor diyebiliriz. Burunlarından kıl aldırmayan yerleşik yapı, kemikleşmiş derecede tutucu, gerici, hatta ırkçı ve ayrımcı. Bunun farkında bile değiller. Soluğumuz yettiği sürece biz bildiğimiz gibi devam edeceğiz. İlgi azaldığı hafta da projemiz bitecek. Heybemizde hazır başka projeler de var. Pirtûk û Wêje ötekilerin sesi olmasının yanı sıra, yakalanmış çok dilli, güzel ve seviyeli bir zirvedir. Ama tepeden insanlara zorla bir şeyi sevdirip benimsetemezsiniz. Entelektüel anlamda ortamın uygun olması, bilinçlerin yetişkinliği, anlama ve algılama kapasitesi de önemli. Zorla güzellik olmaz. Kapılar sadece Kürtlere, Kürt edebiyatçılara değil edebiyatı seven herkese sonuna kadar açık. Henüz Kürtçe yazan tek bir yazarımız yok, dört tane olsa devrim yapardık kesin.
  • Pirtûk û Wêje: Kürt edebiyatındaki yeriniz neresi? Kendinizi nerede görüyorsunuz?
  • Sıfırın altında bir yerlerdeyim. Kürtçe bilmiyorum o yüzden yazmıyorum da. Yazı dilim Almanca. Sonradan Türkçeye döndüm. Bu anlamda kendimi Kürtçe edebiyata dâhil etmem imkânsız. Kürt tarihi ile ilgili bazı çalışmalarımın olması beni Kürt edebiyatına dâhil etmeye yetmez. Ben bir Kürt yazarıyım desem ilk önce Kürt yazarlar buna itiraz edeceklerdir. Çünkü öykülerimin, romanlarımın dili Almanca ve Türkçe. Edebiyatın ama ana dilinin yani anlatı dilinin evrenselliğine inanıyorum. Siyasi duruş veya mücadele bağlamında Kürtçeye yönelen ve bunda inat edenlere saygım var. Ama bu benim anlayışıma uygun bir tavır değil. Bu konuda genel düşüncenin pek de benimseyeceği fikirlere sahip değilim, hatta bu çevrelerce de dışlandığımı söyleyebilirim. Ama artık rahatsız etmiyor bu türden davranışlar. Kürtçe ile aramda karmaşık bir bağ var. Üretkenliğimi biraz da bu dilsizliğime yorarım. Şahsen ben nesiller ötesi sohbetler yaptığıma inanıyorum. Bu kuşakla aramda güçlü değil pek bir bağ olduğunu sanmıyorum. Hangi dilden olursa olsun ben nihayetinde anlatılana bakıyorum. Ne anlatıldığına, nasıl anlatıldığı beni pek o kadar ilgilendirmiyor. Edebi anlayışım da bu temel üzerinde şekillendi. Almancı veya göçmen olmanın verdiği bir dezavantaj denilebilir.
  • Pirtûk û Wêje: Dergicilik yaptınız, muhabirlik, köşe yazarlığı yaptınız, kitap ve film eleştirileri yaptınız. Bu sıralar yaşadığınız şehirde bir edebiyat platformu kurma çalışmaları içerisindesiniz. Buna neden ihtiyaç duydunuz? Platformla neyi amaçlıyorsunuz?
  • Göçmenlerin yarım asırdan fazladır buralarda olduğu malum. Ama edebi anlamda kazanımlar, elde edilmiş mevzileri yok oğlu yok. Edebiyat dışlamamalı. Alman sanat dünyası sizin Kürt, Arap veya Laz olmanıza bakmıyor, Almanca yazıp yazmamanızla ilgileniyor. Yerli olmayanların asimile olmaları için devlet elinden gelenin fazlasını zaten yapıyor. Kendi dillerinde edebiyat yapanlar görmezden geliniyor. Sadece Hamburg ve çevresinde elliye yakın bizim coğrafyadan yazarlar yaşıyor, bugüne kadar yüzün üzerinde eser vermişler. Ama genel kamuoyunda yoklar. Kendi dar çevreleri dışında bunları tanıyan, okuyan, bilen, ciddiye alan yok.

Yalnız geçerken kısaca değinme ihtiyacı duyuyorum, son Doğan Akhanlı olayından sonra ki Almanya tarihinde ilk defa böyle bir olay oldu, göçmen bir yazar devletin en tepesindeki yöneticiler tarafından bir Alman yazar olarak tanıtılıp sahip çıkıldı. Gerçi bunun arka planında bu sıralar şaşırtıcı gelişmeleri bağrında barındıran ve güncel olan, ne kadar Erdoğan karşıtı bir politika olsa da, bunun gelecekte sayısız olumlu etki ve gelişmelere yol açacağını görmek gerekir. Umarım fazla hayali ve iyimser kuruntu değil, gerçek bir olgu olarak bu yeni trend yerleşir ve eski köhnemiş zihniyeti sarsar ve yeniler.

Platform her türden edebi konular ve gelişmeler anlamında büyük bir ihtiyaç. Henüz başlangıç aşamasındayız bakalım bindiğimiz yelkenli, hangi rüzgâra kapılıp bizleri nerelere sürükleyecek. Ben biraz kendi ahlaki sorumluluğum bağlamında bakıyorum. Yani bir ödev, bir görevmiş gibi bu yükün ağırlığını omuzlarımda hissediyorum. Platformla hayatımızın daha da güzelleşeceğine, çocuklarımıza iyi birer örnek olacağımıza, arkamızdan gelen nesillere yol gösterebileceğimize inanıyorum. Ayrıca platformda birbirimizi dinlemeyi, birbirimize tahammül etmeyi, ortak bir şeyleri hep beraber birlikte yapmayı öğreneceğimize inanıyorum. Örnek bir çalışma olacağına inancım tam.

  • Pirtûk û Wêje: Göçmen edebiyatı ile ilgili çalışmalarınız hakkında bizleri bilgilendirir misiniz?
  • Almancı olmak, onları konu almak, onları veya onlara yazmak göçmen edebiyatıyla uğraşıyor olmak demek. Ne yazsak göçmenlikle öyle veya böyle bir ilgisi var. Herkes iyi bildiği konularda ahkâm kesse hayat daha az karmaşık olurmuş. Onlarca yılı geçti bu şehirde yaşayalı. Bu şehiri ben anlatmayacaksam kim anlatacak? Amed´de yaşasaydım eğer orayı anlatacaktım, New Yorklu veya Hewlerli olsaydım, oralarda soluk alıp verseydim oraları, oradaki hayatı anlatacaktım. Onu da geçelim farkına dahi olmadan yazılan her yazı sosyolojik konumumuz yüzünden göçmenliğe mal edilmek zorunda. Elden bir şey gelmiyor. Görülmesi gereken gerçeklik ama her edebiyatçı gibi insanı, ona ait olan ne varsa onu ele alıyor, onu yazıyoruz. Göçmenlerin insan olmadıklarını kimse iddia edemez.
  • Pirtûk û Wêje: Sohbetimizi sonlarken okurlarımıza iletmek istediğiniz bir mesaj var mı?
  • Okurlara değil de, Kürt yazar, çizer ve edebiyat çevresine bir hitabım olacak. Sevgili dostlar, sayfalarımıza gelin, Pirtûk û Wêje sayfalarına yazı, yorum, eleştiri, öneri veya dosyalarınızla katkı sunabilirsiniz. Bu sayfalar senindir, bizimdir, hepimizindir. Bu platformdan daha kolektif, daha çoğulcu, daha özgürlükçü bir arena yoktur. Bu zenginlikte gel senin de katkın olsun. Sesimiz topluca daha güzel, gür, renkli ve zengin çıkacaktır. Her türden örgütsüzlük yok olmak, hiç olmak, bozguncu yalnızlığa teslim olmaktan başka bir şey değildir. Kendinizi buna mahkûm etmeyin derim.

Son olarak bu ayın sonlarında Kürdistan’ın bir parçasında gerçekleştirilecek olan bağımsızlık referandumunda evet oyunun çıkması gerektiğine inanıyorum. Kürtlerin de artık kendilerine ait bir parça dahi olsa özgür toprakları, devletleri olması gerektiğine inanıyorum. Aksini savunan Kürtler tarihsel anlamda modern İdris-i Bitlisi´ler olarak tarihe geçeceklerini görmelidirler. Ortadoğu zamanında bir bütün olarak Osmanlı topraklarıydı. Arap ülkelerinin hemen hepsini aynı emperyalistler kurdu diye o ülkelerin meşrutiyeti yok mu? Bu ne mantık anlayan beri gelsin. Kaldı ki Kürtler o toprakların en kadim halklarının başında geliyor. Kısaca bu süreci, başlatanları ve destekleyenleri sevgiyle selamlıyorum.

Ayrıca geçen yıl buna benzer kısa bir söyleşi yapmıştık, bu defa daha kapsamlı oldu. Bu güzel söyleşi için ve emeği geçenleri unutmadan onlara da tekrar teşekkür ederim.

  • Pirtûk û Wêje: Yanıt ve açıklamalarınız için bizler de teşekkür eder çalışmalarınızda başarılar dileriz?

04.09.2017

Yazarın eserlerinin tanıtıldığı sayfa:

https://booksofsdeveci.wordpress.com/

Kaynak: https://pirtukweje.wordpress.com/2017/09/07/gurbetci-yazar-sueleyman-deveci-ile-soeylesi/

Vorheriger ArtikelAzap Yolu – Road To Perdition
Nächster ArtikelAhmet Ümit: Kavim

Anzeigen

-Advertisment -

Most Popular

Gilda / Şeytanın Kızı Gilda

Şüphesiz bir sinema klasiği ile, hem de o biçim bir kara film örneği ile karşı karşıyayız. Yeri gelmişken tekrarlamakta fayda var. Kara filmi sinemaya...

Heizspiegel 2020: Energetisch sanieren spart Geld und schont das Klima

Das Bundesumweltministerium hat heute den „Heizspiegel 2020“ im Rahmen der Online-Klimaschutzberatung „Mein Klimaschutz“ veröffentlicht. Mit dem jährlichen Heizspiegel können Mieter*Innen und Eigentümer*Innen ihren Heizenergieverbrauch...

Türkiye’nin „asırlık çınarı“ PTT 180 yaşında

Posta Nezareti olarak 23 Ekim 1840'ta kurulan PTT AŞ, 180'inci yıl dönümünde kargodan postaya, filateliden bankacılık ve e-ticarete kadar geniş bir yelpazede faaliyetlerini sürdürüyor PTT...

Ticaret Bakanlığından mesafeli alışveriş tüketicilerine önemli uyarılar

Ticaret Bakanlığı, internet ve telefon aracılığıyla yapılan mesafeli satışlarda, tüketicilerin, kötü niyetli ve fırsatçılık yapmak isteyen kişilerce mağdur olmaması için vatandaşlara bazı uyarılarda bulundu. Bakanlıktan...