10.7 C
Hamburg
Freitag, Oktober 23, 2020
Start Home Öykü: Radikal

Öykü: Radikal

“Goduğumun pasifistleri. Ulan hiç bir eylemde yoklar. Yine de mangalda kül bırakmıyorlar. Bol bol konuşup gevezelik ediyorlar insanın mücadele şevkini kırıyorlar. Yok neymiş işin teorisiyle ilgileniyorlarmış. Lan üstümüzde bir ince gömlek bıraktı emperyalistler hâlâ tınları çıkmıyor. Ulan emperyalistler sizde bulmuşsunuz yardakçılarınızı işiniz iş, siz sömürün onlar kavgamızı pasifize etsinler. Ah işte şu humanizm olmasa, sallandıracaksın bu kavga kaçkınlarının bir kaçını şu Hamburglu korsanların piri Störteberk´in asıldığı yerde, bak gör devrimci mücadeleye katılmayan, ulusal uyanışa destek vermeyen mi kalır.

Parti karar almış, koskoca genel sekreter yani başkan talimatlar yağdırmış bunların umurunda mı? Yok sineğin beli inceymiş, yok karıncanın kalp atışı zayıfmış. Bunlardaki doğa sevgisine şaşmamak elde değil. Börtü böceğin her türünü, çeşidini, soyunu hatta Latince adlarını dahi bilirler, ama kendi tarihlerinden, nasıl üçkağıda getirilip sömürüldüklerinden, ülkelerinin nasıl parçalandığından haberleri yok. Ağızlarında bir pipo, sorunsuz İstanbul seyahatleri, düzenle en küçük bir çelişkileri yok, kalkar bize akıl vermeye çalışırlar.

Derneklerde çay kahve bir de fosur fosur sigara içerek devrimcilik, ulusalcılık yapabileceğini sanıyor bu mankafalar. Lan kavgaya karışmıyorsunuz bari mide bulandırmayın. Oturun oturduğunuz köşenizde. Bırakın mücadeleyi kavgada çelikten bükülmez kimlikler yüklensin. O kadar yiğit yoldaşlarımız var, kendi toprağımızın bağrından fışkırmış yiğitlerimiz var. Size mi kaldı onların kaderiyle oynamak?

Kızıyorum bunlara. Hem de çok valla. Facebook’da, Twitter’de, bilmem ne blogunda sayfa açmışlar, hergün radikal bir yazı. Görende onun dışında, cephede başka savaşan yok sanır. Sana ne lan memleketin halinden, sen önce kendi durumunu hallet demezler mi adama? İş bul, aş bul, çoluk çocuğuna sahip ol, uyuşturucuya bulaşmasınlar, okula gidip bir meslek öğrensinler, karını ihmal etme ki aklına kötü fikirler gelmesin. Akrabalarını ziyaret et, hal hatır sor. Dostlarınla, komşularınla iyi geçin.

Adamlar eylemsizliğin teorilerini yapmakla kalmıyor bizi de kendilerine ortak etmek istiyorlar. Sıcak mücadele alanlarından gelen nefesi soğutmaya, kalplerimize ısı ve ışık veren bakışları engellemekle uğraşıyorlar. Onlarca eylem oluyor birinde bile yoklar. Bize devrimin nasıl olacağının propagandasını yapıyorlar, sanki biz bilmiyoruz gerilla savaşıyla mı, yoksa toplu ayaklanmayla mı olacağını. Olacak gibi değil, bunların yaptığı aslında terbiyesizlik. Kör şeytan diyor al bir bildiri kaleme, ipliğini pazara çıkart bunların. Ama uğraşmaya değmez, boşa giden bir çaba ve enerji olmaktan öteye gitmeyecektir bu emek.

Kendilerine saygıları olmadığı gibi verilen emeğe de saygısızlıkta üstlerine yok. İnsanlar zindanlarda direniyorlar hem de ne pahasına, bunlar zırt pırt ölüm orucu mu olurmuş, koşullar böylesi bir mücadele taktiğini uygulamak için olgun değilmiş diyorlar. Memlekette bir eylem oluyor, efendiler beğenmiyorlar. O koşullar altında sıradan bir eylemde yakalananın başına gelebilecekleri bilmeden konuşuyorlar. Kelle koltukta mücadele veriyor insanlarımız. Her türlü baskı, sömürü ve zulme karşı yılmadan, bıkmadan usanmadan direniyorlar. Efendilere isyan beğendiremiyoruz, kavga, devrimci mücadele beğendiremiyoruz.

Örgüt karar alıyor, parti yönetmelikler çıkartıyor, dağdaki sıradan çoban bile hazırolda canla başla çalışıp çabalıyor, üstün entelektüel, aydın geçinen akademisyenimiz cevizi kırmadan yemeyi hesaplıyor. Doğayla, günle, hayatla bağları ne kadar soyut, başka bir boyutta seyir ediyor farkında bile değiller. Ayda mı yaşıyorlar acaba bunlar, oralarda iskenceci polis yoktur diye?

On yıllardır Avrupa metropollerine atmışlar kapağı, burayla memleketi kıyaslıyorlar. Unutmuşlar oradaki sömürünün kaç boyutlu olduğunu. Mücadelenin sadece legal alanda yürütülemeyeceğini, kavganın hayatın her alanında, her yerde ve her zaman sürdüğünü. Gevezelikle hangi devrim gerçekleşmiş ki insanlık tarihinde? Tam sopalık adamlar demem gerekiyor. İnsanın bazen kan beynine hücüm ediyor. Bilmiyorsunuz bu işleri, ağzınızı neden açıyorsunuz diye sormak gerek.

Bazen kendime de kızıyorum. Sanki bir tek pasifistlerdeymiş gibi asıl sorun. Ortalık oportünistlerden, revizyonistlerden, sosyal faşistlerden geçilmiyor. Neymiş Sovyetler yıkılmışmış, kavga tarih olmuşmuş. Ulan insanlık tarihi isyan dolu be. Sömürü oldukça, insan insanı ezmeye devam ettikçe daha nice Sovyetler yaşayacağız. Bunlar bu kadar mı körler? Bu kadar mı sığırlar? Yenilgi dalgası tabiki devrimci yükselişi geriye döndermiş, geriletmiş olabilir ama bittiğini, sona erdiğini söylemek için insanın arsız, imansız olması lazım.

Bitmedi bu kavga demiş şair, sürüyor, sürecek. Emek iktidar olmadığı sürece de insanları kandırmak, baskı altına almak, yanıltmak, dezenformasyonla koyun haline getirmek her zaman mümkün olacak. Kavgada yorulanlar olur, dönem dönem geriye çekilenler, soluk alıp yeniden yüklenenler, omuz verenler olur, düştükten sonra yeniden kalkıp kaldığı yerden devam eden de olur. Tabiki böylesi kavga kaçkınları da vardır, olacaktır. Ama çenelerini kapatmaları gerekir, kudurmuş köpekler gibi uluyanın sesini keserler. Geceler karanlıktır, kör kurşunun nereden geleceği bilinmez, belli olmaz.

Neymiş üçbin kilometre uzaktaymışız, devrimi buradan oraya ihraç edemezmişiz. Buradan örgüt yönetip talimatlar vererek oradaki kitleleri harekete geçiremezmişiz. Beyefendilere kalsa artık bırakalım bu işleri. Meydan faşistlere kalsın, emperyalistlere, barbarlara, kan emicilere, cana kıyanlara kalsın. Ortadoğu’yu kan gölüne çevirdi adamlar. Dünyanın en kârlı ticaretini silah tüccarları yapıyorlar. Memleketlerinde krallar gibi yaşıyorlar, payımıza kan ve gözyaşı düşüyor. Araplar gidip memleketlerinde intikam alınca da viyaklıyorlar. Kan döken kan deryasında boğulur, bu insanlık tarihinin doğal işleyişi. Silah çeken silahla ölür. Bizimkisi ama halkın silahı, adaletin silahı, devrimin silahı. Onlarınki ile kıyaslanamaz, karşılaştırılamaz.

Kimse bu kırık teknelere, yorgun demokratlara, kavga kaçkınlarına ellerinize silah alın dağa çıkın, gerillayı uzun yıllara sarkan devrimci tecrübelerinizden yararlandırın, yol yordam gösterin de demiyor. Çenenizi kapatın, çevrenize inançsızlık yaymayı bırakın, devrime inanmayı engelleyen muhabbetlerinize son verin diyoruz. Hepsi bu. Bunun anlaşılmayacak neyi var?

Bağış kampanyası gelir, beylerin elleri ceplerine gitmez. Yeni dergi gelir, gazete gelir paraları yoktur, borçları çoktur. Utanmasalar kendilerine binbir emek ve özveriyle yazılmış hazırlanmış, hazır uzatılan bildirilere bile hayır okumuyorum, diyecekler. Bunların devrimci enerjileri olsa ne olur? Tahripkâr, inançsız, yalan ve sahte temellere dayanan anlayış yıkılmaya zaten mahkumdur. O yüzden diyoruz yolumuz ustaların yoludur. Devrimci teori olmadan pratiğin olamayacağını söylüyoruz. Bunlar onu da çarpıtıyorlar. Sekter ve dogmatik olan biz oluyoruz, teorisyen ve kafa adamları bunlar oluyorlar.

Biz pratiğin içerisinde boğulmuş, kör olmuşuz da bu arkadaşlar zaten bu işleri bildikleri için, (görende birkaç devrimi yaşamak ne kelime, sanki gerçekleştirmişler sanacak) akıl veren teorisyenliklerinden vaz geçmezler. Lan siz kim, mangal yüreklilerle kendinizi kıyaslamak kim? Bu ne destursuzluk, bu ne densizlik, gaflet, hiyanet ve delalet? Kimden güç alıyorsunuz, Amerikalılardan mı, Avrupalılardan mı, fundemantalistlerden mi? Yine geliyor devrim dalgası, yine gelecek haberiniz olsun. Döktükleri kanda kendileri boğulacak insanlık düşmanı emperyalistler, kompradorlar, faşistler.

Pasifistin doğasında kavga etmek yokmuş. Adam kafana vurup ekmeğini ağzından alıyor, sesini çıkarıp itiraz edeni acımasızca eziyor, işkence ediyor, vuruyor, öldürüyor, kaybediyor, zindana atıyor bizimkiler kalkmış itiraz yok diyor. Dahası, var da sizinki gibi değil diyorlar, kavganın başka yolu yordamı da var diyor. Nasıl diye soruyorsun ağzından lokmanı alanı göstereceğine maval okuyor, saçmalıyor, doğadan, kuşlardan, böcek, bitki, piramitlerden bahsediyor. Açım lan aç, köyümü yakmışlar, tarlaları, ekinleri, sürüyü, malı, hayvanı. Sen gelmişsin bana bu işler böyle olmaz, bu direniş, bu başkaldırı yenilmeye mahkumdur diyorsun. Nereden buluyorsunuz bu cüratkarlığı, küstahlığı, gevezelik edebilecek sözde yiğitliği? Bizim toleransımızdan, hoşgörü ve anlayışımız dışında size kim tahammül edebilir?

Devrim yenilmişmiş, bu işler boş işlermişmiş, zamanı olanın, işsiz güçsüzün, takılacağı bir yeri olmayanın, bir inancı, davası, ülküsü olmayan insanların yaptığı, uğraştığı bir şeymişmiş. Görende bu döküntülerin gece gündüz çalıştıklarını, insanlığa yararlı olabilecek teoriler ürettiğini, kurtuluşa, umuda, güneşe insanları sürüklediklerini, o yüzden çok meşgul olduklarını, düşmanlarının hayali yel değirmenleri değil de kanlı canlı hedefler olduğunu sanır. Değil saatlerce günlerce, aylarca yıllarca konuşur böyleleri bırakılsa. Sonra bir ara kendilerine sorulsa gözüm sen ne anlatıyorsun diyerek, eminim kendileri bile bilmezler neyden bahsettiklerini.

Pasifistler devrimin en zararlı, tehlikeli düşmanlarıdırlar. Yürüyüşlere katılmazlar kesinlikle. Bir ara devletin ajanları, gizli görevlileri de var derlerdi. Ee onlar var diye insanlar yürümeyecekler mi? Yürüyüş yapmak demokratik bir hak, protestonu, tepkini yansıtmak, göstermek insanı bir davranış değil mi? Bunu bile beğenmeyen insanın poltikayla ne işi olabilir sorgulamak gerek. Yavaş yavaş o günler eminim gelecektir. Görüldükleri yerde kafaları ezilecek, pasiflikleri yüzünden yol açtığı zararlar kendilerine anlatılıp kavratılacaktır. Sapla samanı bunlar kadar birbirine karıştıran bir başka topluluk bilmiyorum, tanımıyorum ben.

On yıllardır Hamburg´dayım, her topluluğa girdim çıktım, hemen her devrimci çevrede kimin ne yaptığından haberim vardır ama bunların konuşmak, gevezelik etmek, şarap içmek dışında bir de devrimcileri ve devrimi eleştirmek dışında birşey yaptıklarını görmedim. En zor işmiş konuşmak, en zor işmiş bunlara göre düşünce üretmek, fikir yürütmek, yorum yapmak. Bunlara kalsa uyumak da ne zahmetli iştir kimbilir. Bakkala ekmek almaya gitmek, sokakta bir muhtaça yardım etmek, kalkmak üzere olan bir otobüse yetişmek kimbilir ne kadar zahmetli, karmaşık ve dayanılmazdır. İnsan diyecek laf bulamıyor.

Burunlarının dibindeki devrimcilerle zerre kadar ilgilenmezler. Onların düzenledikleri toplantılara, seminerlere, etkinliklere katılmazlar. Memleketten ne idüğü belirsiz biri çıkar gelir koşa koşa toplantıya gitmekle kalmaz, toplantı sonrası gelen şahısla yemek yemek, şarap içmek için adeta yarışırlar. Gevezelikleriyle misafirlerin de kafalarını ütülerler.

Önceki gün bir tanesiyle trende karşılaştım. Günlük gelişmelere değin politik gözlemlerini, genel dünya gündemi için değerlendirmelerini sordum adam bana dinazorların neden tükendiğini, bir göktaşının devrim sorunlarımızı çözeceğini anlattı. Hem de yirmi dakika boyunca. İnerken senin kafanı sikim dedim, ama adam anlamadı ki, “ben de!” oldu yanıtı. Neden diye soracak zamanım olmadığı gibi yanıtı da beni hiç ilgilendirmiyordu. Bunun gibi niceleriyle dolu Hamburg. Sağda solda devrimci, ilerici, solcu diye tanınan kaçkınlar.

Ben tabiki bir radikalim. Çocukluğumdan beri devrimcilik yaparım. Türkiye de henüz bir faaliyette bulunmadım. Gençlikevine gelen abiler devrimci yaptılar beni. Yeri geldi afiş de astım, yazılamaya da çıktım. Nöbet tuttum dernekte, çay sattım. Halkoyunlarına katıldım, bildiri dağıtmaya çıktım. Yerel ve merkezi her yürüyüşe tam bir sınıf bilinci ve devrim inancıyla hiçbirini kaçırmaksızın katıldım. Hemen her türlü akla gelen pratik eylemliliklerin, görev ve sorumlulukların içerisinde devrimci bir duyarlılıkla çalışıp emek veriyorum. Hatta adımı mahkeme kararıyla değiştirip “Devrim” yaptırdım. Böyle insanlara ben kıl olmayayım da kim olsun diyorum.

Bu türden insanların her geçen gün biraz daha arttığını gözlerimle görüyor çoğu zaman üzülüyorum. İnsanlar maalesef böylesi kaçkınlara, inkârcılara, döneklere ve teslimiyetçilere inanıyorlar da bize inanmıyorlar. Onları ben şahsen hayatın akıllandırıp adam edeceğine canı yürekten inanıyorum. Birgün kafalarına vuracaklar ama iş işten geçmiş olacak, bunu adım gibi biliyorum.

Pasifistlere ölüm diyenleri şimdilerde çok daha iyi anlıyorum. İlk başlarda bu kadar anlayışsız ve acımasız arkadaşlara ben de kızıyordum. Anlayış gösterip öğretici olalım diye beklentiler içerisindeydim. Ama aradan yıllar geçtikçe kavgayı, devrimi, sınıfların savaşını anladıkça bu işe yaramazların yol açtıkları zararın neye mal olduğunu bizzat görüp yaşadım. Bana hep bok böceklerini anımsatıyorlar nedense. Kırıntı arayan, onunla yaşamlarına devam eden zavallı ama bir o kadar çok tehlikeli insanlar.

İnsanoğlu hem nankör hem de bakar kör. Uyanacaklar da, sömürüldüklerinin farkına varacaklar da ancak o zaman anlayacaklar dünyanın kaç bucak olduğunu. Böylesi tipler sadece onların aklını karıştırıyorlar başka birşey değil. Sinek pis değil mide bulandırır benzeri, bunlarda mide bulandırmaktan başka bir işe yaramazlar. Tarihin çöplüğü böyleleriyle dopdolu. Kıza kıza söylenmedik laf bırakmadılar. Hakaret etsen adamlara yağmur yağıyor derler ya da gökkuşağı, ebemgümeci.

Bir ara kafayı bayağı takmıştım bunlara. Şimdi ne halleri varsa görsünler diyorum. Boyunları altlarında kalsın, nerede inceyse orada kopsunlar. Artık ben utanıyorum böylesi kavga kaçkınlarına takılmaktan. En kızdıklarım içlerinde küpeli ve keçi sakallı olanları. Bir de biri diğerinden acayip sakal bırakanları yok mu, düpedüz gel beni döv diyorlar. Kim uğraşacak bunlarla. Onları döveceğime gider bir halk düşmanını döver cezalandırırım daha makbule geçer.

Kurtuluşa kadar devrim ve savaş benim de şiarım. Ya barbarlık ya devrim, bunu ben de söylüyor buna ben de inanıyorum. Ömrümün sonuna kadar da bu andıma bağlı kalacağım.”

 

Devrim yukarıdaki satırlarından birkaç ay sonra bir kızla tanıştı. Ona sırılsıklam aşık oldu, o yılın sonuna gelmeden de ne devrimciliği kaldı geride, ne de radikalliği.

Anzeigen

-Advertisment -

Most Popular

BUND: Beschlüsse des EU-Agrarrats und Europaparlaments zur Zukunft der EU-Agrarpolitik sind enttäuschend

Die heutigen Beschlüsse des EU-Agrarrates und die Ergebnisse der ersten Abstimmungen im Europäischen Parlament von Dienstag Abend zur künftigen Ausrichtung der EU-Agrarpolitik (GAP) kommentiert...

8. Kayseri Altın Çınar Film Festivali’nin jüri üyeleri belli oldu

Anadolu Sinemacılar Derneği tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın katkılarıyla düzenlenen 8'inci Kayseri Altın Çınar Film Festivali'nin jüri üyeleri açıklandı. 29-31 Ekim'de gerçekleştirilecek festivalde, Ulusal Kısa...

Doppeltes Herbstglück für Kurzentschlossene

Deutschland, Griechenland oder Türkei: Beim Last-Minute-Spezialisten 5vorFlug finden Spontane für einen Urlaub im Oktober und November Knaller-Angebote. Für eine Auszeit auf Usedom verlost der...

Turkcell’de „Temassız mağazacılık“ dönemi

Turkcell, mağazalarında teması minimuma indirgemek için "Temassız mağazacılık" uygulamasını hayata geçirdi.Yeni dönemde müşteriler, Turkcell mağazalarında dijital ekranları ve uygulamaları kendi cep telefonları üzerinden yönetebilecek....