10.3 C
Hamburg
Dienstag, Oktober 20, 2020
Start Home Roman Okurken

Roman Okurken

Günlük hayatın olağan koşuşturmacası içerisinde göremediğimiz, görsek de o an algılayıp bilincine varamadığımız ne kadar çok renk, ses ve bin bir detayın olduğunu bize usta romancılar her zaman gösterdiler. Bunlardan birisi de James Joyce idi. Joyce bir tek William Faulkner‚i etkilemedi; Oğuz Atay haddini aşıp yerli bir “Ulyssess” yazmaya koyuldu. Sıradan yerli roman okurumuzun onu anlaması için elli yılın geçmesi gerekti. “Tutunamayanlar” ancak bugün tutunabilip bir kült eser oldu. Hem yerli, hem dünya klasiklerine, kanonlarına baktığımızda sayısız ustanın ve yapıtlarının en güçlülerinin, en detaycılarınki olduklarını rahatlıkla görebiliriz. Yeni kuşak yazarlarımızdan Yaşar Kemal ile Orhan Pamuk bu çizginin sadık savunucularından, biraz toplumcu, biraz post-modern özellikler ve içerikler buna engel değiller. Romana boşuna detaydır, tanımlaması yapılmaz. O zaman hayat ne? Hayat mevcut detayların genel toplamından başka hangi anlamı taşır? En iyi, büyük, kapsamlı roman bile onu anlatmaya, olduğu gibi vermeye, okuru doyurmaya yetmez.

Yazarların çizgileri, estetik anlayışları, sanata bakış açıları, felsefi duruşları onların eserlerinde bizlere kendisini gösterir. Kimi olaya ağırlık verir, diyaloglarla süsler asıl anlatmak istediklerini. Belki bu bilinçli uygulanan bir tercih bile değildir. İçsel bir ses farkına dahi varmadan yönlendirir onu. Bir diğerinde hiç olay yoktur. Yüzlerce sayfa karmaşık düşünceler dizer, yazar. Anlatır baba ablatır. Sıkılmadan okur, hayretler içerisinde anlatılanların bir günü dahi kapsamadığını ama yine de sürükleyici ve okunulur olduğuna hayretle tanıklık ederiz. Romanın verdiği zevki başka hiçbir şeyin verememesi tam da burada yatar. Bazıları ama havaya kurşun sıkar. Tuğla kalınlığındaki kitap tüy kadar hafif, boş ve değersiz olmasa da can sıkıcıdır. Yazarın kişisel egosunu ve başka ruhsal ihtiyaçlarını gidermesinden başka bir işe yaramaz. Ne tadı vardır, ne de tuzu. Güçlü PR kampanyalarıyla okunur, dahası satılır hâle ambalajlanıp getirilmiştir. Yine de emeğe saygı diyerek pes fazla ses çıkarmaz, eleştirinin dozajına asabiyetle azami dikkat gösterirsiniz.

Başlı başına anlatı tamamıyla bir sihirdir. Okuru büyülemek, onu içinde bulunduğu an ve ortamdan alıp bambaşka diyarlara götürebilmektir. Ne yazdığını kendisinin dahi bilmediği bir yazarı bırakın medya size istediği kadar övsün, onlarca değil yüzlerce tanıdığı kıyak geçsin, kitabı hakkında konuşsun, o eser ve yazarı hakkında en iyi kararı nihayetinde siz vereceksinizdir. Size verdiği tad ve lezzettir önemli olan, başkalarına verdikleri değil. O yüzden denir ya, yüz kişi okusa aynı eseri, yüz farklı değerlendirmeyle karşılaşırız, diye.

Roman yazmak kadar okumak da kültürel ve sınıfsal bir olaydır. Kimi okurken siyasi söylemlere takılır kalır, kimi eserin erotik içeriğine. Dini yanlarını öne çıkaranlar olduğu kadar aşk, hicran yarası, gözyaşı görmek isteyen geniş bir mazohist kesimin varlığı bir an dahi unutulmamalıdır. Yazar yüzonbirbin detay sıralamıştır, muziplik yapıp anlatı içerisinde anlatılar silsilesi kurgulamıştır, ama gariban fikir fukarası okur onun Ermeni soykırımını kabul ettiğine takar, ya da Kürt sorunundaki sıradan liberalizmine. Yerleşik, bilinçli, kalıcı ve köklü bir okuma kültürümüzün olmamasından dolayı “yazılanı değil biz kendi istediğimizi anlarız”, mentalitesi toplumun genelinde görülen sıradan hastalıklarımızdandır. Olayın farkında olan yazarların detaylara takılıp kalmaması veya dosyalarında detaya hak edilen önemi vermemelerinin kökeninde biraz da bu umutsuz tablo yatar.

Siyaset edebiyatı da, yazarı da kendince adam etmeye çalışır. Cehaletini, açlığını, şehvetini kendisi cızcıbıldak teşhir modundayken sanatçıdan saklayabileceğini zannederken aslında ne kadar da zavallıdır. Hiç ömründe beşbin roman okumadan bir insan politikacı olabilir mi? O şahısa iyi bir politikacı diyebilir miyiz? En büyük devlet adamlarımıza bakın genelde en okumuşlarıdır. Okumayı bunlar teşvik etmeyecek, romanı bunlar tartışıp konuşmayacak da kim tartışacak? Romandaki detayları bunlar anlamayacak da kim anlayacak diye sorsam eminim çoğunuz bana aval aval bakacaksınız. Akabinde de bazılarınız, yine yazarlar diye yanıtlayacaksınızdır.

08.07.2014

Anzeigen

-Advertisment -

Most Popular

Türkiye’nin 13. Ramsar Alanı Kuyucuk Gölü tekrar kurudu

Türkiye'nin 13'üncü Ramsar Alanı olan ve Afrika-Avrasya göç yolu üzerinde bulunması dolayısıyla birçok kuş türüne ev sahipliği yapan Kuyucuk Gölü bu yıl da kurudu. Doğu...

Kavgada hastanelik oldular

ALMANYALILAR - Hamburg'un Lurup semtinde çok katlı bir binada henüz sebebi bilinmeyen bir nedenden dolayı üç erkek arasında kavga çıktı. Binada çığlıkları duyan apartman sakinleri...

Bericht zur Lage der Natur in Europa: 81 Prozent der geschützten Lebensräume sind in schlechtem Zustand

Die meisten geschützten Lebensräume und Arten in Europa sind trotz Fortschritten in einigen Zielgebieten in einem schlechten Zustand. Der Rückgang von geschützten Arten und...

Uzmanından „meme kanserine karşı spor ve Akdeniz usulü beslenme“ önerisi

Trakya Üniversitesi (TÜ) Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Atakan Sezer, düzenli spor ve bitkisel kaynaklı yağlarla Akdeniz usulü beslenmenin...