21.2 C
Hamburg
Dienstag, September 22, 2020
Start Kultur Kino Dağların Oğlu Rüzgâr Mehmet

Dağların Oğlu Rüzgâr Mehmet

1965 yılı yapımı Dağların Oğlu Rüzgâr Mehmet´i Yılmaz Atadeniz yönetmiş, senaryoyu Bülent Oran yazmışlar. Yılmaz Güney´in Nebahat Çehre ile başrolünde oynadığı filmin öbür oyuncuları arasında Erol Taş, Reha Yurdakul, Danyal Topatan, Birsen Bengü, Hüseyin Zan ve daha adları filmin siyah beyazlığına kurban giderek okunmayan diğerleri geliyor. Yerli bir film değilde o yılların bir çok Amerikan filmlerini çağrıştıran diyaloglar hemen her sahnede göze dahası kulağa batar.

Film 1947 yılında Suriye´de bir sarayda bir dansözün pek de kıvrak olmayan ve müziği insanın uykusunu getiren bir ana fasıl ile başlar. Arap soyguncuların kılığına girmiş üç eşkiya Arap şeyhinin köşkünde düzenlenen bu eğlenceyi basar, zengin oldukları hallerinden belli kalabalığı soyup soğana çevirir ve sınırı geçip bu yana gelirler. Eh demek ki Kürttürler, o zamanlardan bu yana sınırın sakinleri değişmediğine göre.

Eşkiya üçlüden Şehmuz sınırda bekleyen askerlerin açtığı ateş sonucu vurulur. Şehmuz, Hamo (Erol Taş) tarafından Mehmet´in (Yılmaz Güney) haberi olmadan öldürülür. Böylece çaldıkları büyük vurgun üçe değil ikiye bölüşülecektir. Üçlünün izini süren tecrübeli jandarmalar soyguncuların peşine düşerler. Hamo ile Mehmet soluğu pavyonda dahası Dicle Bar´da alırlar. İçki ve kadın eşkiyaların vazgeçemediği kaçınılmaz klişeler olduğuna göre, kolluk kuvvetleri de soyguncuları böylesi yerlerde bulacaklarından emindirler.

Jandarmalar pavyonu basıp hüviyet kontrolü yaparlar. Mehmet´in kimliği yanında olmadığından bıyıklı bir astsubay tarafından tam götürülecekken Hamo´nun açtığı ateş ile ışıklar söner, ortalık karışır. Çıkan panik ve kargaşadan soyguncu ikili tabanları yağlarlar. Atlarıyla kaçan eskiyaları atlı jandarmalar takip eder. Hiç aman vermemektedirler ikiliye. Hamo´nun atı açılan ateşle vurulur. Mehmet´in atıyla kaçıp kayalıklara sığınan ikili kolluk kuvvetlerini bu defa da eker. Ama tek atları kaldığından yakınlardaki Tibeli köyü civarındaki Nalbant Hasan´dan at satın almaları gerekir. Arkadaşının bir kızı olduğunu duyan Mehmet iki avucuna koyduğu mermilerden sonra kurşunu bulan gider der ve Hamo´yu bilerek gönderir.

Hamo kuşluk vakti gittiği nalbantta sahibiyle at pazarlığı yaparken Mehmet askerlerce kuşatılır. Çıkan çatışma sonrası çevresi dört bir yandan sarıldığından çareyi teslim olmakta bulur. Hamo´nun gittiği yeri Mehmet söylemese de Nalbant Hasan´a atlı askerler yanlarında yakaladıkları Mehmet ile uğrarlar. Burada Mehmet arkadaşının kendisini yalnız bıraktığını ve iki at almaktan son anda vazgeçip tek at ile aksi istikamette hızla uzaklaştığını öğrenir ve çok içerler. Mehmet dama düşer. Hoşgeldin faslını içeri girdiği ilk anda Selamsız isimli koğuş ağası, dahası içerisinin dayısı ve adamları organize ederler. Selamsız´ı ve iki adamını pataklayan Mehmet´e hak ettiği yorgunluk çayını o andan itibaren arkadaşı olacak olan Öksüz (Dalyan Topatan) verir. Mehmet içeride yılları birbiri ardı sıra devirirken Hamo çalıp çırptıkları sayesinde zengin, çiftlik, fabrika sahibi olmuş, Hamo´luktan Hamit Bey´liğe yükselmiştir.

Olan olur Mehmet içeriden intikam yeminleri edip elleriyle Hamo´yu nasıl öldüreceğinin hesabı kitabını yaparken, bir gün gelir dahası beş yıl sonra görevlilerin haber vermesiyle umumi af çıkar. Mehmet sevinirken genel af ilanını gazeteden okuyan Gülyazı Çiftliği´nde kızı Gül (Nebahat Çehre) ile beraber yaşayan Hamo´nun kimyası bozulur. Öfkesinden gazeteyi parçalar, Gül meraklanır. Mehmet ile birlikte tahliye olan ve köpeği Bıdık´ı tahliye eden Öksüz ne eder eder arkadaşının yanında kalır. İlk işleri ilk karşılaştıkları silahçıdan bir tüfek almak olur.

O pavyon benim bu kerhane senin Hamo´yu sorup ararlar. Arayan bulur misali en son geldiği ve jandarmalardan soygun sonrası kaçtıkları pavyonda çalışan bir kadından Hamo´nun izini bulurlar. Ama önce başlarına musallat olan erkeklik gururu yanlarındaki hayat kadınının masalarından kalkmasıyla kırılan üç beş adamı haklamaları gerekmektedir. Kadından namı diğer “Dağların Oğlu Rüzgâr Mehmet” adını duyunca tırsarlar. Hamo´nun sağ koluna dayılık sökmez, saygı gösterirler. Sonrada Hamo´nun fabrikasını.

Fabrikada Hamo´yu bulamayan Mehmet, çiftliğin yerini öğrenir. Adamlarıyla çiftliğe giderken fabrikanın başındaki Hayri telefon edip Hamo´ya haber vererek onu peşindekiler hakkında uyarır. Çiftliğin dışında adamlarını bırakıp Hamo ile yalnız karşılaşan Mehmet onun yalanlarını dinlemek zorunda kalır. Hamo´nun adamları etrafını kuşatmıştır. Mehmet, Hamo ile konuşurken Gül babasına seslenerek damlayıverir. Ve Mehmet ile Gül bir defada yada ilk bakışta birbirlerine aşık olurlar. Mehmet yemeğe kalır, oradanda Gül tarafından yöredeki bir ağanın oğlunun düğününe davet edilir. Gül´ün lezzetli yemeklerinin tadına bakan Mehmet kalkıp gittiğinde babası kızına ondan uzak durmasını tavsiye der. Düğün vesilesiyle ertesi gün kasabada bir atış müsabakası tertip edilir. İsteyen herkesin katılabileceği bir yarışmadır bu. Hamit Bey katılır, bayağı attığını vurur. Boynuz kulağı geçer misali ama Mehmet rüzgar gibidir, eski ortağından daha iyi ateş eder ve müsabakaları kazanır.

Akşamki düğünde bir araya gelen Mehmet ile Gül aşklarını konuşurlar. İntikamını unutan Mehmet Gül´ü öper. Daha sonrada çayın orada buluşurlar. İki sevgili beraber olurlar. Daha sonra Mehmet Gül´e sırf babasından intikam almak için onunla beraber olduğunu, olanları unutmasını söyler. Kalbi kırılan Gül ağlaya ağlaya çiftliğe döner. Olayı öğrenen Hamit Bey kızına onun ağzından dahası elinden Mehmet ile buluşmaları için bir mektup yazdırır. Niyeti onu pusuya düşürmektir. Buluşma yerine yalnız gelen Mehmet, Hamit Bey´in ve adamlarının tuzağına düşer kıskıvrak yakalanır ve bir direğe bağlanır. Ağa kamçılar sırtından Mehmet´i, cömertce hemde. Yetmez yorulduktan sonra Gül´de gözü olan adamı Hayri kamçılar. Daha sonra da tüfeğinin dipçiği ile Mehmet´in elini kırar. Öldürmeyip süründürmektir amacı, aleme rezil etmektir yani. Sonrada yarı ölü, yarı baygın atına bağlayıp gönderirler. Atı Mehmet´in adamları bulur. Toprakkale´ye kaçar sonra da Mehmet´i iyileştirirler. Eli bileğinden kırılmış Mehmet sol eli ile ateş etmeyi öğrenir. Olayı duyan Gül kahrolur.

Gül´ün Mehmet´ten hamile kaldığını öğrenen Hamit Bey ona baskı yapar. Çocuğunu doğurmamasını ister. Gizlice kaçan Gül Mehmet´i görmek için Toprakkale´ye gelir. Olayın dahası pusunun içyüzünü anlatır. Mehmet´e hamile olduğunu anlatan Gül onun babasını kendisine bağışlamasında başarılı olur. Mehmet Torosların ötesindeki bildiği bir köye gitmenin hesabını yapar. Bu arada Hamit Bey adamları ile Toprakkale´yi basıp Mehmet´i öldürmek üzere yola çıkmışlardır. Öksüz´ün dışındaki Mehmet´in adamları ona ihanet ederler, gidip kaldığı yeri Hamit Bey´e söylemek üzere yola çıkarlar. Ve yolda ağayla karşılaşırlar. Hep beraber Toprakkale´ye gelip Mehmet´e pusu atarlar.

Tam ölüm kalım arasına kıstırılmış bir şekilde sözle atışırlarken Öksüz´ün attığı bir el bombası ile ortalık karışır. Toz, gürültü ve panikten yararlanan Mehmet ile Gül etrafları silahlı saldırganlarla çepeçevre kuşatılmış olsa dahi bir anlık şaşkınlıktan sonra kendilerini toparlarlar. Mehmet silahını konuşturur ve Öksüz´ün yardımıyla hepsini tek tek haklar. Finalde Mehmet, Hamit Bey´i vurur. Son nefesini vermeden kızına itirafta bulunan bey bütün suçun kendinde olduğunu, Mehmet´e çok kötülük ettiğini anlatır. Çatışma ve film biter olay yerine jandarmalar gelir Mehmet´i ya darağacına yada mapusluğa götürürler.

22.06.2010

Vorheriger ArtikelMehmet Eroğlu: Belleğin Kış Uykusu
Nächster ArtikelRoman Okurken

Anzeigen

-Advertisment -

Most Popular

Fenerbahçe ile Hatayspor yenişemedi

Rizespor deplasmanında 3 puanı 87'de kurtaran Fenerbahçe, sahasında Süper Lig'in yeni ekibi Hatayspor ile 0-0 berabere kaldı. Konuk takım 73 ve 81. dakikalarda gördüğü...

Investitionen für eine digitale Verwaltung in ganz Deutschland

Bund und Länder einigen sich auf die Umsetzung der 3 Mrd. € aus dem Konjunkturpaket In einer Sondersitzung hat der IT-Planungsrat sich heute über den...

4 Ekim Hayvanları Koruma Günü Yaklaşırken

Bugün sizlere yaklaşmakta olan önemli bir günden bahsetmek istiyorum. Hayvanlara karşı duyarlı olup da böylesi bir günü bilmemek olmaz. Gerçi bazılarınız biliyor olabilir ama...

İÇİMİ TİTRETEN SES

Onu memleketimin sakıncalı yıllarında, sesine hayran olarak tanıdım, tanımama vesile olan ise nur içinde yatsın edebiyat öğretmenim, Huricihan Kadirbeyoğlu idi. Yıl 1979 İstanbul'da lise ikinci...