17 C
Hamburg
Montag, Mai 10, 2021
StartBücherTahsin Yücel: Kumru İle Kumru

Tahsin Yücel: Kumru İle Kumru

Avcı Kadir kızlarının en güzeli Kumru´yu otuzunu aşmış ama İstanbul´da kapıcılık yapan namı Pehlivan, Yarma Haydar´a verir. Daha annesinin karnındayken dünyaya gelmesine üç ay kala, yani daha doğmadan onun iki buçuk yaşındayken vefat eden ablasının ismini sonradan alan Kumru, hemşehrisi Pehlivan ile üç gün üç gece yapılan bir düğünden sonra köyden iner şehire. Pehlivan iri kıyımdır ama altın gibi bir kalbi vardır. Kapıcılık yaptığı Günay Apartmanı´nın bodrum katındaki tek kişilik kapıcı dairesine bizim ikili yerleşirler.

Kumru´nun kaldıkları evi, mahalleyi, apartmanı öğrenmesi aylarını alır. İlk sene dolmadan Kumru dünyaya ikizlerini getirir: Zeki Hakan ile engelli Sultan. Bir dönem sonrada İstanbullu Tuna Hanım´ın evini temizlemeye gider. Kısa sürede hemen dost olurlar. Kumru Tuna Hanım´dan öğrenir, etkilenir, öğrendiklerini kendi gündelik yaşamına uygulamaya başlar. Buzdolabı örneği, ele alınışı, aşırılı abartılarla veriliş tarzı, Kumru´nun saplantıları büyük bir başarı ve zevkle okunacak satırlara bulaştırılarak yansıtılır.

Tahsin Yücel düpedüz usta romancılığını yer yer de sıradan kahramanlarını ilginç kendi bulduğu sözcüklerle konuşturur. Okumuşların hatta akademisyenlerin dahi kullanamayacakları derin sözcüklerle hemde. Sahip olma isteği özellikle bir eşyaya önlemi alınmadıkça nasıl da bir saplantıya hatta daha da ötesi bir tutkuya dönüşebiliyor. Sıradan bir taklit ile başlayan böylesi davranışların genel tanımı tüketim toplumunun bir bireyi olmak oluyor. İşin içine nefsi katmaya zahmet etmemesi tabi ki soru işaretleri doğuruyor. Toplumlar tüketmeden önce insanın bir nesneye sahip olma arzusu, saplantıları yok muydu, sahip olma yüzünden çıkan kavgalar, hatta savaşlar, işlenen cinayetleri nereye koymalı? Sahip olmak, satın almak güdüsü bugünün, zamanımızın değil çağların, tarihin hastalığı değil mi? İnsanın kendine, güdülerine, nefsi olmasıyla, buna karşı sürekli yada yer yer didinmesiyle çok derin bağları ve ilişkileri hiç yok mu? Romanda bunun izi yok, klasik ve yavan bir kapitalizm eleştirisi bolca mevcut.

Buzdolabını renkli televizyon izler, sonrada alışveriş yani giderlerin evin gelirine göre oldukça artması, bunlar Pehlivan Yarma Haydar´ı yeni arayışlara sokar. Kapıcılığını yaptıkları apartmanın sahibi İsmail Bey´in koruması dahası fedaisi olur. Böylece önceden belli sonunu da hazırlamış olur. Yeni iş ve konumlanış sayesinde ev halkı bodrumu terk edip evin en iyi dairelerinden birine yerleşir. Kumru bu arada araba kullanmayı öğrenip ehliyetini dahi alır. Ama yaşam, İstanbul, istediklerini birbiri ardı sıra kolayca elde edebilme onu hastalıklı bir yaşamın kucağına atar. Kumru gittikçe yalnızlaşır, melankolik ve depresif ruh halleri yakasından eksik olmaz. Roman bu arada artık bir karikatür haline gelmiştir. Güldürür, düşündürür, duygulandırır, öfkelendirip hayretlere düşürür. Ama durağan değil devingendir, ritmi bir an dahi düşmeksizin devam ettirir kendisini okutmaya.

Acaba gerçekten de eşya bize egemen olabilir mi, biz izin vermedikten sonra? Hepimiz Kumru muyuz, televizyonlar ve internet mi bizi yönetiyor, biz mi onların düğmesine basarak buna izin veriyor, takılı fişlerinde kalarak günlük yaşamımıza girmelerine izin veriyoruz? Arabalar olmadan gerçekten yaşam durur mu? Akıl ve zeka insana verilmiş, doğamızda olan natüral bir gerçeklik, eşyaların böylesi bir gücü ve yeteneği var mı? Eşyayı biz yarattığımıza, ürettiğimize, satın aldığımıza göre onu her daim yenebilmek, ona üstün gelmek mümkün olamaz mı?

Tahsin Yücel´in Kumru ile Kumru´su yavan bir ideolojinin çağdışı kalmış muhabbetine leblebi düzeyinde malzeme olmuş ama romanın teknik hakkını vermiş gözden gelinemeyecek ciddi bir çalışmadır. Ama karamsardır, ideolojiktir ve doğanın doğrularını çarpıtmaya çalışan, inançtan uzak bir söylemdir.

2010

Vorheriger ArtikelGöçmenin Konser Zevki
Nächster ArtikelSarhoş Atlar Zamanı

Anzeigen

-Advertisment -spot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_img

Most Popular