27.8 C
Hamburg
Mittwoch, Juni 16, 2021
StartBücherSelim İleri: Hepsi Alev

Selim İleri: Hepsi Alev

Hepsi Alev yazarlığında 40. yılını dolduran Selim İleri´nin 2007 başında piyasaya sürülen ilginç bir roman denemesi. Bizans İmparartorluğu 8. yy ortalarında Ortodoks Kilisesini Katoliklerden ayıran en belirli ve bilinen özelliklerden olan kutsal kilise resimlerini ve heykeciliğini, ikonaları yasaklar ki tarihsel anlamda bu çok ama çok kısa bir döneme tekabül eder. Romanın kahramanı aynı zamanda tarihsel bir kişilik olan İmparatoriçe İrene için ise bunlar yüksek sanat ürünleridirler ve halka mal olmalıdırlar. O yüzden çocuk yaşlarda kendisiyle evlendiği imparatora ve yasağına karşı çıkar. Roman ben dili ile İrene´nin ağzından yazılmış. İrene bu asi tavrından dolayı Lesbos adasına sürgüne gönderilir.

Selim İleri gibi edebiyatta oyun yapan, cinsiyet değiştirerek olayları anlatan son dönemde çok. Belki can sıkıcılığı ve bunaltan anlatı stili buradan geliyordur. Sonuna kadar zorlayan, zevkten öte herşeyi çağrıştıran bir dil ve ifade etme, oldukça yavan, hiçte ona yakışmayan bir biçim. Heyecan sıfırın altında; edebiyat, tek düzelik anlamına da gelmemeli, illa da İstanbul´a Osmanlının yaptıklarının vicdan muhasebesini yapacağım diye. Kaldı ki İstanbul´u Türkler kadar hatta daha beteri bir biçimde IV. Haçlı Seferleri ile Batılılar talan edip yağmalamışlar, günlerce oluk oluk kan akıtmışlardır. Yani her daim Batının da saldırılarının hedefi olmuştur.

Basileus İrene anlatır bol bol, daha çok havadan sudan, hesaplaşmaları, kuruntuları, anlattıkları özellikle bir kadının iç dünyasına, algılarına, kurgularına ve sunuş biçimine oldukça yabancı. Bir erkeğin suni, kendisini aşırı zorlamasıyla ortaya dökmeye çalıştığı bir kadına mesafeli, kendi kafası ve dünyasındaki yüksek edebiyata uzak genel ve sıradan yorumları var. İç hesaplaşmadan çok iç bunalımlarının sıkıcı yansımaları. Ayrıca Bizanz ve kadın gerçeğine yabancı bir tez, iktidar savaşından hele hele cinselliğinden o pozisyonda birinden vaz geçen, teslim olan bir anlayış beklemek. Ki oğlunun gözlerine mil çektirmesi olayı başka türlü açıklanamaz, bu malum bir Bizans klasiğidir tarihsel gerçekliklerden arındırılıp çıkartılamaz. Bizans iktidar, hırs, kavga ve dövüştür. Aynen Osmanlı´nın en küçük bir değişikliğe yanaşmaksızın devraldığı, (gözlere mil çekmek dahil) onlardan da bizim yöneticilere miras kalan bir devlet yönetme geleneği ve kısır muhalafeti.

Roman´da değil 1200 yıl öncesinin İstanbul atmosferi, daha çok günümüz anlatılıyor. Yazar İrene´yi yazarak sözde politik bir roman, tarihi değil tarihsel ögeleri oldukça zayıf olan bir roman yazmış. Dinlerin tarihi sanat ile başlar, dinin olmadığı yerde sanat yoktur, insanlığın her evresinde ikisi başbaşa ve yan yanadırlar. Kutsallık anlayışı her ne kadar iktidarın verdiği ruhani şekillenme ile açıklanmaya çalışılsa da ilahi öğeleri göz ardı etmek, sanatçıya yapılan haksızlıkların başında gelir. İkonlar özünde onurlandırmadır tapınma değil, buna dahi yanıtı yok Selim İleri´nin İrene´sinin. Sadece belirli okumuş, elit bir kesimin belki heyecan ve az biraz da zevkle okuyacağı ucuz bir çalışma sunmuş yazar bu defa.

Bizans zaten doğu ile batının birleştiği tek coğrafyadır. Doğu batıyı ilk Konstantinopel ile tanımış ve hemen üzerine atlamıştır. Yağmacı zihniyet hele hele tarihte yapılan haksızlıklara bulaşmaksızın öyle şirinleştirilerek istenildiği gibi verilmiyor, kimse de inanmak istemiyor böylesi resmi kafa zırvalıklarına. Atinalı İrene tarihe mal olmuş büyük bir kişilik, hırsları, kaprisleri, iktidar aşkı ve gücü, yaşadıkları, eski kocasının beş kardeşine karşı verdiği başarılı savunma savaşları dışında Harun ül Reşid´in orduları karşısındaki kişilikli duruşu, saldırgan Müslümanlara karşı elde ettiği zaferler, Makedonya´ya saldırısı ve daha onlarca yaşam öyküsünden anekdot, tarihsel veri, kalın izler var iken, böylesi bir çalışma hem kadını hem yazarı kısırlaştırmış. Selim İleri kendinden geri bir işe girişmiş, samimi ve dürüstçe söylemek gerekir ise altında kalmış. İrene onun anlattığından daha ağır, hareketli, dolu dolu, heyecanlı, bir gerilim filmi kadar sürükleyici bir yaşam öyküsüne sahip çünkü.

2010

Vorheriger ArtikelYaşar Kemal: İnce Memed 3
Nächster ArtikelElif Şafak: Die Liebe

Anzeigen

-Advertisment -spot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_img

Most Popular