ALMANYALILAR

Yazarlar mı, yazılar mı?

Yazarlar mı, yazılar mı?

Yazarları yücelten, okurları ahmak yerine koyan, edebiyatın derinliğini görmezden gelip kitap fetişizmine gömülmüş her türden tembel düşünürlerden daha epey çekeceğimiz malum. Mevcut sahip olduğu aklı kendi sorunlarını çözmeye yetmezken, ona buna akıl ve tavsiye vermeye kalkanları ne yapmalı? Hele şimdilerde adına bilumum medya denilen bir imkân var ki, yazının dahi çırasını yakan tiplemeler piyasada cirit atıyor. Günde altmış kişiye dalaşıp birkaç yüz kişiye sataşmadan tatmin olmuyor. Bunların cinsiyetleri de fark etmiyor, alışkanlıklar sosyal statüden çok hayatın vurduğu darbeler, nice eziklikler, yaşanmamışlıklar, kompleksler ve benzerleriyle doğrudan ilintili ve ilişkili davranış bozuklukları.

Kim daha tehlikeli, okuyanlar mı, okumayanlar mı, az okuyanlar mı? Tecrübelerim bana bu az okuyanların hiç okumayanlardan daha tehlikeli olduğunu gösteriyor. Hiç okumayanda ben çoğu zaman bilmemenin verdiği bir efendilik, her türlü ahkâm kesme ve küstahlıktan uzak bir geride duruşa rasgeliyorum. Ama bizim az okuyanlar kendisini profesör zannediyor. Bilgisi olmadığı konu yok, cahil cesareti tavan yapıyor. Kendisini kitle önderi sanıyor, kışkırtmaların en önde gideni. Mevzu biraz ciddileşip maskelerin indirilmesi, gerçek yüzlerin, kimliklerin ortaya çıkartılması, ellerin taşın altına konulması gerektiğinde ortalıktan en çabuk tüyenler yine bunlar. İnsan savunduklarıyla ve pratik yaşamıyla dengeli bir ahenk kurmalı. Yoksa her türden inandırıcılığını yitiriverir.

bus.jpg

Eee bunun bir de yazanları, yazarları var. Nasıl yapmış etmiş ise bir eserini öyle böyle bastırmış, çıkartmış ama bu işlerin en ustası benim, en iyi ben bilirim diye takılanları var. Suskun edebiyatçı, alçakgönüllü yazar, ağır ol molla desinler meselesi bunlara yabancı. Ne kadar çok cıngar çıkarsam o kadar konuşulurum, ben trend olamazsam hiç bir yazar olamaz modundalar. İnsanın korkup daha da kendi köşesine çekilesi geliyor. Alın sizin olsun, dört duvarım, sokaktakiler, masam ve kitaplarım bana yeter dedirtiyorlar. Edebiyattan anlıyor, sporda uzman, tiyatronun neredeyse duayeni, hiçbir köşe yazarını beğenmiyor, istese en iyisi olur ama canı yazmak istemiyor, siyaset desen en âlâsını bilir, dini meseleler vız gelir tırıs gider, ekonomi mi dediniz o neredeyse ekonominin kitabını yazmış gibi takılır, operanın veya bir müzikalin önünden belki tesadüfen geçmiştir ama sanat eleştirmenliğine soyunabilecek kadar cahil cesaretine sahiptir.

Tüm bu özelliklere sahip olup yine de iyi yazabilen bir yazarın olabileceğine ben ihtimal vermiyorum. Zira yazının doğasına aykırı buluyorum. Böylesine yüzeysel düşünen biri yine öyle yaşıyordur. Yüzeysel yasayan insan kesinlikle derin yazılar, ağır edebi satırlar döşenemez diyorum. Okurdan, kendisinden ziyade yazıya saygı göstermeyen, her yeni yazısıyla ona ihanet eden birinin nesini sevmeli? Bu anlamda yazının yazarı şekillendirdiğini, yontup biçtiğini, şekil ve anlam verdiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Yazar yazmaya başlar, yazının büyüsüne inanıyorsa eğer yazı onu alıp diyar diyar gezdirir. Uzun yıllara sarkan günlük alıştırmalar ve sayısız denemeler zamanı geldiğinde onu daha doğrusu satırlarını olgunlaştırır. Bundan yazar da farkında olmadan pay alır. Yani yazı, sahibini artık terbiye edebilecek düzeye gelmiş demektir.

Bunların hepsini göz önünde bulundurursak eğer yazarı değil de yazıyı sevmemizden daha doğal ne olabilir? Günü gelir yazarlar da gider ama yazdıkları kalıcıdır. Birkaç nesil sonra belki o yazarına adı bile anılmaz, günü gelir yapıtı çok satanlar listesine girer, belki filmleştirilir yüzeysel tüketicinin önüne gelir. Yazı ölümsüzdür, döner dolanır başka sahiplerinin kaleminden çıkma yeteneğine sahiptir. Kendisine ihanet edenleri affetmez, kendisini kandırabileceklerini sananlarla alay eder, dalga geçer. Yazı kendisine ne kadar emek ve değer verilirse o kadarını geri iade eder. Bunu en iyi yazarların kendileri bilir.

13.06.2018

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden /  Ändern )

Google Foto

Du kommentierst mit Deinem Google-Konto. Abmelden /  Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden /  Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden /  Ändern )

Verbinde mit %s

Mumdanadam

İçinizden biri

1 Kedi Uykusu

Seyahat, sağlık, şekersiz lezzetler ve dahası..

Benden geriye kalanlar

şiir,hikaye,deneme...

etik mi?

Başka ve Daha İyi Bir Moda Mümkün

boğaçhan dündaralp

basılı ve dijital medya arşivi “Düşünülen, yazılan, konuşulan, tartışılan, paylaşılan, yayınlanan, yayınlanmayan... mimarlık bilgimizin alanını genişletmek için kullandığımız, biriktirdiğimiz konuları içeren bu medya arşivini elimizin altında olsun, kolay ulaşabilelim ve yeniden paylaşabilelim isteği ile bu mekanda bir araya getiriyoruz.”

Derin Ben

Meditasyon ve Zihin, Denge ve Nefes

Farklipencereler

Biraz oradan, biraz buradan

Serkan Dinç

Kişisel Blog Sitesi

HISSEMUTFAGI

Borsa,Hisse,Yorum,Grafik,Eğitim,stock market,exchange,Hisse Senedi Teknik Analizleri Nasıl Yapılır, Borsa Grafikleri Nasıl Yorumlanır, Borsa Analizi Nasıl Yapılır, Hisse Senedi Grafiği Nasıl Yorumlanır, Bolinger Bandı,hissemutfagi,Borsa Eğitim Videoları,Borsa Eğitim,IBB,İSTANBUL,İMAMOĞLU

Türkçe Malumatlar

Gerçek Bilginin Adresi Zihin Açıcı Site

birfotoğraföyküsü

hayatta öyküsü olmayan tek bir fotoğraf yoktur!

Y Nesil Avukat

X kuşaklarıyla dolu bir dünyada Y nesli olarak hayatta kalmak

arzuberk

profesyonel, pozitif, tutkulu, hoşgörülü, farkındalığı yüksek, motive eden, ilham alan & veren

seferkatip.wordpress.com/

gelişmenin karanlık yüzü vardır ve yaratmak için yıkmak gereklidir.

%d Bloggern gefällt das: