11.7 C
Hamburg
Sonntag, September 27, 2020
Start Home Öykü: Elitlerin Okulu

Öykü: Elitlerin Okulu

Oldukça şık giyinmiş kadının, müdürün odasının önünde bekleşen kalabalığa aldırmadan içeri dalmasıyla bir kaç dakika geçmeden dışarı çıkması veya çıkartılması bir oldu. O da herkes gibi sırasını beklemek zorundaydı, ismi çağrıldığında ancak içeri girebilirdi. Pahalı modalı çantasını bir elinden diğer koluna geçiren kadın, elinden tuttuğu oğluyla dışarı çıktı. Çocuğun annesinin davranışlarından pek de hoşnut olmadığı yüzünün kızarıklığından ve mahcup davranışlarından belli oluyordu. Anne-oğul okulun dışarısında birkaç dakika bekleşirken içerideki eleme mülakatları peş peşe aralıksız sürüyordu. Üçlü heyette hem okulun psikoloğu Bayan Schreiber, hem müdürü Bay Zoltau, hem de çok uzun yıllardır neredeyse başöğretmen sıfatlı Bayan Gabriel bulunuyordu.

Heyetin beşinci sınıflara öğrenci seçip yerleştirmesi uzun yıllardır süregelen bir gelenekti. Seçkinler okulu diye adlandırılan okul ortaokul ve lise hizmetleri sunuyor, çocukları üniversiteye kadar yetiştiriyordu. Nice Hamburlu tanınmış, seçkin, ünlü isim gelip geçmişti bu okulun sıralarından. Muhafazakâr ama sıkı bir eğitime tabi tutulan çocuklar genelde zengin ve yukarı tabakadan ailelere mensuptular. Ama heyet yine de her yıl adil davranıp, diğer okullardan tavsiye üzerine gönderilen yetenekli çocuklara da gizli bir şans ve olanak sunuyordu. Bu okulun yaklaşık yüz yıl önceki kurucusu şahsın da en önemli vasiyetiydi, ve bu kural bugüne kadar henüz bozulmamıştı.

Zaman hızla geçiyor kapının önünde bekleşenler git gide azalırken içeriden çıkan velilerin kimi seviniyor, kimi üzüntüyle heyet odasını terk ediyordu. Dikkat çeken hemen her ebeveynin, velinin yanında okula gidecek çocuğunu da beraber getirmiş olduğuydu. Seviyeli bir suskunluk, gizli bir karşılıklı saygı, sonucun ne olursa olsun kabul edilip onunla yaşanması gerekliliği üzerine adeta önceden anlaşılmış gibiydi. Çocukların yaş ortalaması onbir, oniki, en fazla onüç idi. Heyetin titiz çabası sonucu bugüne kadar öyle sorunlu, problem çıkartacak, okulun ve öğrencilerin genel ahenkini zedeleyip yaralayacak birileri alınmamış, kabul ve kayıt edilmemişti. Bu geleneğin de sürdürülmesi için yılların hocaları ayrı ve özel bir çaba sergiliyorlardı.

Elitlerin okulu diye adlandırılan okul zenginlerin bağışları sayesinde ayakta duruyor, devletten çok cüzi bir miktarda neredeyse sembolik oranda yardım alıyordu. O yüzden velilerle iyi geçinmek, onların şikayetlerini, yakınmalarını dinlemek, önerilerine, çözüm taleplerine kulak vermek, okul idaresince olmazsa olmaz gibiydi. Yine de ne olursa olsun okulun genel ilke ve politikalarına uzak artı yabancı, her türlü yol, yordam şiddetle reddediliyordu.

Biraz önce çocuğunun elinden tutup dışarı çıkan kadın söylenerek kapının önüne geldi. Birkaç sandalye boş olmasına rağmen küçümseyerek sandalyelere bakarak burnunu kıvırttı. Birilerinden davet bekler gibi ayakta dikildi. Birkaç dakika sonra inadından vazgezgeçmesi gerektiğini anladı, güya kimseye çaktırmadan sessizce boş yerlerin birine oturdu. Çok değil birkaç dakika sonra da oflayıp puflamaya başladı. Kendi kendine söylendi ‚amma da yavaş çalışıyorlar!‘ diye. Daha yapacağı dünya kadar işi vardı. Herkesin boşa harcayacak, bekleyerek heba edeceği zamanının olmadığını en azından bir öğretmenin bilmesi gerektiğini küçük oğluna yakındı. Altı üstü bir kayıt işlemiydi yapılacak olan, bu denli abartıp tören haline getirmenin alemi neydi.

Kadın kendi kendine söylenirken içeriden anne-baba ve bir kız çocuğundan oluşan çekirdek bir aile çıktı. Hepsinin yüzleri gülüyordu. Bekleyen havalı kadının yüz hatları içeriden çıkanların sevincini kıskanan bir ifadeye büründü. Son model pahalı cep telefonunu çıkardı eşini aradı. Neredeydi, en azından böylesi bir günde gelmesi, çocuğunun yanında olması gerekmiyor muydu, ayrı da yaşasalar babalık görevlerinin olduğunu adama onca bekleşen kalabalık içinde hakaret edip ezerek söylendi. Çocuk utansa da gözlerini yerden kaldırmadı. Sanki herkesin kendisine ve annesine baktığının bilincindeydi. Kadın ise oldukça rahat, çevresindekileri zerre kadar önemsemez bir halde sohbetten çok küfürlerine devam edip adamın suratına telefonu söylenerek kapattı.

Konuşulanlardan kadının çok zengin bir aileye mensup olduğu anlaşıldı. Adamın kadınla parası için evlendiği sonra da aşkları bitince ayrıldıkları ortaya çıktı. Kadın adamı kovmuş, cebine de üçbeş kuruş koyup kapı önüne bırakmıştı. Ama çocuğuna karşı sorumluluklarını yerine getirmesi konusunda ona rahat vermemekte kararlıydı. O bir babaydı, bundan öyle kolay kolay kurtulamazdı. Ödev ve sorumluluklardan kaçmasına kesinlikle müsade etmeyecekti.

İçeriden bu defa üzgün bir aile çıktı. Haddinden fazla sessiz ve kırılgandılar. Bekleşenlerle hoşçakalın diye vedalaşarak efendice okulu terk ettiler. Havalı kadın kendi kendine içeriden çıkan ailenin çocuğunun aptallığından ya da adamın parasının olmadığından böylesi bir sonuçla karşılaşmış olabilecekleri tahmininde bulundu. Kendisine öyle bir şey kesinlikle olmayacaktı. Gerçi Daniel´in aptal olduğunu bir tek kendisi biliyordu ama parası çoktu. İstese bu okul gibi birkaç okul yaptırabilecek kadar zengindi ve Hamburg´un en eski ve köklü ailelerinden birinden geliyordu. Öyle bir sonla karşılaşmayacağından yüzde yüz emindi.

Daniel bu arada ellerinde yenilmemiş tırnak bırakmadı. Haddinden fazla içine kapanık, hayal dünyasında yaşayan, dışarıda olup bitenlerden haberi olmayan bir ruh haliyle kaderine razı olmuş kürek mahkumları gibi bekliyordu. Kuzu kuzu annesi ne derse onu yapıyordu ama insanların kendilerine bakmaksından rahatsız oluyordu. Okula dair hiçbir fikri olmadığı gibi konunun öneminden de habersiz kendi halinde kendini oyalayıp duruyordu. Annesindeki tedirginliği bilmiyordu ama onun bu haline zaten alışmıştı. Zira o hep tedirgindi, stresli, gergin, hep saldıran, kızan, öfkelenen biriydi. Okulda da birilerini haşlamadan gitmeyeceklerine emindi.

İçeri girenler, içeriden çıkanlar yetmezmiş gibi ha bire yeni ailelerin gelmesi havalı kadının dikkatinden kaçmadı. Onun bu kibirli hali, çevresini küçümseyen bakışları, insanları tepeden tırnağa, aşağı yukarı süzen tavırları yeni gelenlerin dikkatinden kaçmadı. Kadın sanki çocuğunu okula kayıt ettirmeye gelmemişte, kabul ettirmek için varını yoğunu giyinip kuşanmış bir savaşçıyı andırıyordu. Nihayetinde bir okuldu bu. Her iki tarafın karşılıklı ikna olup, kabullenmesi gereken kaçınılmaz bir gelişme. Ama bu kadın sanki kavgaya gelmiş gibi bir ruh hali içerisindeydi. Odada bekleşenlerin dikkatini çeken aşırı saldırgan, agresif ve sinirli bir hali vardı.

Zaman ilerledi, içeridekiler dışarı çıktılar, dışarıdakilerden içeri girenler oldu. Yine birbirine benzer ifadeler, davranışlar, beden dili, koridorlara, bekleme odasına, kapalı beyaza boyanmış görkemli kapılara ve pencerelere yansıdı. Nihayet sıra havalı kadın ile isminin Daniel olduğunu bekleşenlerin artık bildiği çocuğa geldi. Kadın yerinden oldukça abartılı ve küçük dağları ben yarattım havalarında kalktı. İçeri girdiğinde kimseleri selamlamadan, izin alma ihtiyacı duymadan geçip heyetin karşısına oturdu. Oğlunun elini hâlâ bırakmaması dikkat çekti.

Heyettekiler Daniel´e sorular sordular. Havalı anne oğlunun yanıt vermesine fırsat bırakmaksızın her soruya müdahale edip kendisi yanıtladı. Böylesi durumlara karşı tecrübeli heyetten psikolog bayan Schreiber Daniel ile yalnız arka odalardan birine geçti. Daniel ile birkaç test yapan Bayan Schreiber içeri girdiklerine kafasını olumsuz anlamda Bay Zoltau ile Bayan Gabriel´e doğru salladı. Havalı kadın yerinden sıçradı, uygulamayı yanlış bulduğunu, heyetin yöntemini hiç beğenmediğini, çocuğuna bir soru sorulacaksa eğer yanında sorulmasını emretti. Müdür şaşkınlıkla yanındakilere baktı. Bayan Schreiber Daniel´in okul için gerekli koşulları yerine getiremediğini söylence havalı kadın hırsla ayağa kalktı.

Şimdiye kadar hiçbir velinin ve ailenin göstermediği böylesi bir davranışa şaşıran heyettekiler yine de sessiz ve dikkatliydiler. Havalı kadın açtı ağzını yumdu gözünü. İsterse bu okulu satın alabilirdi. İstese müdürü, okulun psikoloğunu, sekreterini, sıralarını, duvarlarını, camları, pencereleri, kapıları, kapıların kollarını, bahçeyi hepsini, herşeyi satın alabilirdi. Nankörlük etmemeli oğlunu en kısa sürede okula kabul etmeliydiler. Hem onlar da kim oluyordu ki oğlunu bir kategoriye koyuyorlardı. Onun neleri yaşadığından haberleri var mıydı? Orada öyle rahatça oturup gelen giden aileleri yargılamak kolaydı. Nihayetinde bir çocuğun geleceğine karar veriyorlardı, keyfi davranmaya hakları ve yetkileri yoktu.

Havalı kadının kendisini komik duruma düşürmesi heyetteki üçlüyü hiç mi hiç etkilemediği gibi hepsi Daniel´e acıyarak baktılar. Yine de müdür bey kafasını sallamaya devam etti. Heyetin kararına saygı göstermesi için kadını ikna etmeye çalıştı. Okulun çocuk için neden uygun olmayacağı konularına açıklayıcı bir tarzla değinmeye başlamıştı ki havalı kadın yeniden oturdu. Onları sağduyuya davet etti. Kararlar yıkılmak ve bozulmak için varlardı. O kadar katı ve anlayışsız olmaları için hiçbir sebep yoktu.

Heyettekiler şaşırmışlardı. Böylesi davranışlara arada bir şahit oluyorlardı ama bu tarza ilk defa tanıklık ediyorlardı. Kızıp öfkelenenleri görmüşlerdi ama bu denli işi abartanını yeni yaşıyorlardı. Kadın bu haliyle oğluna hiç de iyi bir örnek olmuyordu. Gerçi kadını dinleyenler onun öylesi bir derdi olmadığını hemen anlayabilirlerdi. Bu kadın kaybetmeyi bilmiyordu. Kabul etmeye yanaşacak gibi de görünmüyordu. Daha dışarıda bekleyen yarım düzineden fazla aile çocuklarıyla bekleşiyorlardı.

Müdür Zoltau kadının konuşmasını dinlemeyerek birden ayağa kalktı. Bu hareketiyle kadına onu dinlemediğini, ne anlatırsa anlatsın onun için hiçbir önemi olmadığını göstermek ister gibiydi. Kadının bu yaptığı düpedüz küstahlık, terbiyesizlik ve kendini bilmezlikti. Havalı kadının sözleri ve davranışlarıyla ne birey olarak bizzat kendisine, ne heyete, ne de müdür beye herhangi bir saygısı vardı. Böyle bir insana hak ettiği ders verilmeliydi. Olacak gibi değildi. Onca yıllık hizmetinde arada bir böyle kendini beğenmiş insanlarla karşılaşmıştı, ama bu denli densizine ve terbiyesizine ilk defa rastlıyordu.

Havalı kadın müdüre bağırdı. Nereye gidiyordu öyle korkaklar gibi, daha söyleyecekleri bitmemişti. Oğlunu bu okula alacaklardı. O bu okulun müdürüydü. Hiç birşey yokmuş gibi davranmayı bırakmalı, bir erkek gibi yumruğunu masaya vurmalı ve kabul demeliydi. Kıvırtmaya çalışması boşunaydı, onun ne türden bir insan olduğunu bakışlarından zaten anlamıştı. Adam gibi oğlunu okula kabul edip kayıdını yapmalıydılar yoksa okulun, müdürün, ailesinin ve kariyerinin başına geleceklerden o saatten sonra havalı kadın sorumlu olmayacaktı.

Psikolog bayan Schreiber bile bu kadarına daha fazla tahammül edemeyeceğini gördü. Olacak gibi değildi ama kadın düpedüz hem kendilerini, hem ailelerini, hem de koca okulu tehdit ediyordu. Onu terbiye sınırları içerisinde kalmaya davet etti. Davranışındaki bozukluğun oğluna olumsuz yansıyabileceğinden söz açtı. Ama kadının bunu anlayamayacak kadar öfkeli ve sinirli olduğunu farketti. Yapılacak bir şey yoktu. Olayı bu denli abartıp kişiselleştirmenin bir anlamı yoktu. Okuldaki program sıkıydı ve Danile bunun üstesinden gelemeyecek kadar zayıf donanımlıydı.

Havalı kadın daha da sinirlendi. Diplomasını hangi Arap ülkesinden kaça satın aldığını sordu. Onun değil bir çocuğun, bir insanın psikolojisinden anlamayı bir odunun bile ruh halinden anlayamayacak kadar yeteneksiz biri olduğuna kalıbını bastığını anlattı. Onun oğlu ve kendisi üzerinden en küçük bir hesap yapmasına, onun oğlunun kariyeriyle oynamasına hiçbir suretle izin vermeyeceğini bağırdı.

Deminden beri daha çok izleyici pozisyonundaki okulun emektar sekreteri, yılların çalışanı Bayan Gabriel daha fazla dayanamadı, o da ayağa kalktı. Ne kadının terbiyesizliğini bıraktı, ne kendini beğenmişliğini, küstah ve kendini beğenmiş biri olduğunu, çantasının rengi ile ayakkabısı, bir de saç renklerinin hiç de birbirine uyum sağlamadığını, çok önemli birşey söylüyormuş gibi karşısındakini incitmek istercesine, adeta bir hakaret gibi haykırdı. Onun havalı biri olabileceğini ama görsüzlüğünü örtbas edemiyecek kadar kaba ve sefil biri olduğunu söyledi. Deminden beri susmuş kendisini izlemişti, ama ona daha fazla zamanlarının olmadığını aptal oğlunu da alıp okuldan defolup gitmesini önemsiz ve aşağılık bir şeye bakıyormuş gibi söyledi.

Neredeyse ağlayacak gibi olan havalı kadın hâlâ pes etmemeye kararlıymış gibi cılız tehditlerine devam etti. Heyetin üçü de şimdi ayaktaydı. Bir an kavgayı kaybettiğini anlayan havalı kadın oturmak istedi ama bir fayda etmeyeceğini heyettekilerin bakışlarından anlamıştı. Öyle kolay yenilgi defterinde henüz yoktu. Kiminle muhatap olduğunu bilmeyen memurlardı karşısındakiler. Onları muhatap alamaya bile gelemezdi. Okul senatörüyle ya da başbakanla görüşmesi daha uygun olacaktı. Küçük insanların dünyası gerçekten de oldukça küçüktü. Nasıl da karşısına dikilmişler, hep beraber okulu şu köşede duran gariban oğluna karşı korumaya, savunmaya almışlardı. Onlara bu kaba davranışlarını çok pahalıya ödetecekti.

Sessiz, yavaş ve normal bir ton ile yeniden tehdit eder halde bir daha sordu, oğlunu okula alıp almayacaklarını. Heyet sanki daha önceden kararlaştırmışlar gibi hep beraber aynı anda kafalarını sallamaya başladılar. Aynı anda yine kafalarıyla kapıyı işaret ettiler. Müdür Bay Zoltau daha fazla dayanamayıp gidip kapıyı açtı. Kibarca kadını defediyordu. Dışarıda bekleşenler deminden beri içeriden gelen bağırıp çağırmadan oldukça tedirgin oldular. Okulun güvenliğinden sorumlu kapıcı aynı zamanda bahçıvan Yıldırım geldi. Bir sorun olup olmadığını kaba Almancasıyla sorunca havalı kadın daha fazla dayanamadı. Artık gitmesi gerektiğini fark etti.

Havalı kadın koridora çıktığında heyet kısa bir ara verdikten sonra bekleşenlere hemen devam edeceklerini söyleyip kısa arıza için özür diledi ve kapıyı kapattılar. Yıldırım kadını ite kaka dışarı çıkarmaya çalışırken havalı kadın bağırıp çağırıyordu. Yıldırım kaba Almancasıyla onun borusunun burada sökmeyeceğini, artistlik yapmamasını söyledi. Kadın ileri gidip ona da hakarete başladığında Yıldırım daha fazla dayanamayıp kadının üzerine yürüdü. Biraz daha bağırıp dersdeki çocukları rahatsız etmeye devam ederse onu bodrumdaki yaramaz çocukları kapattığı odaya kapatacağını, okul saati bitiminde de kimselere söylemeden gelip kendisini pestili çıkana kadar düzeceğini kulağına fısıldadı. Havalı kadın korktu, bir ara üst dudağını ısırdı. Yıldırım’a hafifçe gülümsedi. Ona kartını verip kulağına bir şeyler fısıldadıktan sonra, sorunsuz okulu terk ettiğini heyetin odasının önünde bekleşen kalabalıktan bir kaç kişi gördü. Kadının okulu terketmesi herkesi memnun etti. Daniel’e dönerek söylendi, ona yakışan başka bir okul bulunacaktı, daha seviyeli ve ciddi.

Vorheriger ArtikelAslı Erdoğan: Mucizevi Mandarin
Nächster ArtikelYağmurdan Sonra

Anzeigen

-Advertisment -

Most Popular

Rönesans’ın Rusya’daki projesine yeni ödül

Moskova'nın iş ve yaşam merkezini buluşturan Moscow City'de hayata geçirilen Neva Towers, CRE All-Russia Awards 2020’de, En İyi Karma Proje ve Yılın En İyi...

ADAC Ambulanz-Service bringt Patienten sicher nach Hause

Internationale Herausforderungen in Zeiten der weltweiten Pandemie/ Unterstützung bei medizinischen Notfällen Bei Landung eines ADAC Krankenrücktransportes wurde das Team auf dem Airport Shijiazhuang (China) unter...

Uğur Okulları’ndan kitap okuma etkinliği

Kitap Benim projesi kapsamında her gün okullarda ve uzaktan eğitim kapsamında evlerde 20 dakika serbest okuma saati düzenleyen Uğur Okulları, toplumda okuma farkındalığı oluşturmak...

Insolvenzeröffnungsverfahren des Abrechnungszentrums AvP: AOK Rheinland/Hamburg hilft Apotheken

Nach den jüngsten Entwicklungen um die anstehende Insolvenz des Apotheken-Dienstleisters AvP Deutschland, von der rund 3.500 Apotheken betroffen sein könnten, hilft die AOK Rheinland/Hamburg...