ALMANYALILAR

Öykü: Maalesef yer yok

hü.png

Öykü: Maalesef yer yok

Yıllar önce Alfredo Şili´den Hamburg´a geldiğinde 22 yaşındaydı. Pinochet´in cuntasından kaçmış, Hamburg belde devletine sığınmış bir üniversiteli mülteciydi. Ülkesinde Universidad de Chile´de (Şili Üniversitesi) Bizans ve Yunan Dilleri ve Tarihi bölümünde okuyordu. Gelir gelmez biraz Almanca kurslarına giderek dil öğrenmiş, oturum, iş, kağıt, barınma gibi işlemlerle bir yandan mücadele ederken aynı zamanda hemen Hamburg Üniversitesi´ne yüksek öğrenimine devam etmek için başvurmuştu.

Üniversitede kayıt işlemlerinden sorumlu sarışın, gözlüklü adamın gözlüklerinin arkasındaki bakışlarından hiç de umut ve iyimserlik hislerine kapılmasa da kendisinden istenen kağıt ve dökümanları Almanca´ya çevirtmiş, damga ve pul için dünya kadar para harcamış işte altı ay sonra yanıtını almıştı. Hamburg Üniversitesi logolu resmi kağıtta : “Üniversitemizde başvuru yaptığınız bölümde maalesef bu sömestr için yer yoktur, bir daha ki sömestr de yer bulmak için ama yine başvurabilirsiniz!” yazıyordu. Yazının altındaki isim ve imzanın kayıt işlemlerinden sorumlu olan o şahıs Bay German olduğunu anımsamakta gecikmedi Alfredo.

Olumsuz yanıtı aldığı günün sabahı şehrin işlek olmayan semtlerinden birinde bir kahveye oturup neyi nasıl yapmalıyım gibi bir yol haritası hazırladı. Şili´den Hamburg´a neden gelmişti, salt okumak için gelmişti. Alredo okuyup profesör olacak, memleketine bir gün geri dönecek, memleketinin uygar insanlık tarihinde yerini almasında elinden gelen çabayı gösterecek, gençleri eğitecek, üniversitelerde dersler verecek, küçük ve deneyimsiz beyinleri aynen kendi eski hocaları gibi aydınlatacak, insanlara ilham verecek, kaynak ve güç olacak kendi çapında insanlığa onun da bir yararı, yardımı dokunacaktı. Ona bu misyonu kendisi vermişti, yaşadıkları, yaşayamadıkları, çocukluğu, ailesi, okulda öğrendikleri, klasiklerden okudukları ve anladıkları. Alfredo bu hissettiklerinin evrensel hisler olabileceğinden haberi bile yoktu. Doğal ve sıradan istemlermiş gibi ele alıyordu bu yöndeki beklentilerini.

Okumak şarttı, bunun için onca maceraya girişmiş, binlerce kilometre yol kat etmiş, varsa yoksa ne kadar umudu, şansı, hevesi, geleceğe dair inancı hepsini çıkınına doldurmuş ve kalkmış bu sözde dünyaya açılan kapı denilen liman kentine gelmiş ve en doğru seçimi yapmıştı. Hamburg Almanya´nın kalbiydi, uluslararası bir limanı, bir çok yabancının huzur ve barış içerisinde yaşadıkları kozmopolit bir kent idi. Tarih ve kültür kokuyordu eski sokakları, modernize edilmemiş kıyısı köşesi. Bu red yanıtı ile umutsuzluğa düşmek doğru değildi. İnsan yaşamı düz bir çizgi değildi, bir çok inişi ve çıkışı vardı. Hiç bir şey o kadar kolay değildir, felsefi söyleminin arkasına sığınıp yeniden denemek için tekrar başvurmakta karar kıldı. Çıkış yolunu keşfetmenin ve bulmanın rahatlığı ile o gece huzur içerisinde uyudu.

Bir kaç hafta sonra yine özene bezene hazırladığı, üzerinde en küçük bir kırışıklık, leke benzeri bir kazanın izi bulunmayan tertemiz kağıtlardan oluşan yeni başvuru formüllerini bir daha ki sömestr için Bay German´a verdiğinde adamın bakışlarındaki alaycı hoşnutsuzluğu, derin, ulaşılmaz, yıkılıp hallledilemez bir düşmanlığı hissetti. Alfredo neden sonra günlerce bunun saçmalığı üzerine kafa yordu. Neden Bay German´ın ona karşı bir anlayışı veya niyeti olsun ki, o bu işlerden sorumlu bir personel idi, Alfredo ise dünyanın uzak bir ülkesinden gelmiş burada yüksek öğrenimini görmek istiyordu diğer birçok yabancı öğrenciler gibi. Bay German bunun neyine karşı çıkabilirdi ki? Belki adam o gün evde hanımı ile atışmıştır, kötü kahvaltı etmiştir, kahvesinin sütü bozulmuştur, yolda yürürken bu şehrin görmezden gelinmez kollektif hastalığı olan ama nedense kimseleri rahatsız etmeyen ve caddeleri zafer takları gibi süsleyen köpek ıkınmaları sonrası oluşan yığınlardan birine basmıştır, komşusuyla atışmış, çocuklarıyla tartışmış, şefinden azar işitmiş, benzincide kötü muamele görmüş, rüyasında eşini aldatmış da olabilir. O kadar çok olasılık olabilirdi ki, Bay German´ın Alfredo´ya ne maksadı, husumeti olsun ki, ona düşmanıymış gibi baksın idi? Bu bir yanılsamaydı, ancak öyle olabilirdi. Hüsnü kuruntu da denilebilirdi.

Ve zaman Alfredo için pek de o kadar çabuk geçmemişti, 23 yaşının ortalarında tam sıfırı tükettiğini sandığı anda üniversiteden aylardır beklediği zarfı nihayet posta kutusundan aldığında dünyalar kendisinin oldu. Anlaşılan bu işler böyle oluyordu, aşırı heyecanlandırıp sonra insanı rahatlatıyordu beklemek. Büyük sarı zarfı açmadan önce son günlerde yeni tanıştığı kız arkadaşı Anja´ya büyük bir sevinçle sarıldı. İkisi de mutlu oldular. Büyük bir heyecan ve itina ile zarfı açan Alfredo´nun kafasından aşağıya sanki kaynar sular dökülmüş gibiydi. Yanıt geçen sefer ki gibiydi. Kısaca “Maalesef yer yok!” anlamına gelen bir şeyler yazıyordu. Bu sezonda bu sömestrde de yer bulamayan Alfredo ne yapacağını, ne düşüneceğini şaşırdı, elindeki birkaç cümlelik lafı ilerleyen saatlerde defalarca tekrar etti. Olacak iş değildi. Bunun adı düpedüz yıkım, hayal kırıklığı, talihsizlik, istenip sevilmemek olabilirdi.Yoğun başvuru taleplerinden dolayı önceliği tabiki önce Alman öğrenci başvurularına ayırmışlardı. Sonra sırada Avrupa Birliği üyesi ülkelerinden öğrencilerin başvurularına ayırmışlardı. Sıra kendisine gelene kadar belki bir kaç yüz kişi vardı listede, ayvayı yemek böyle oluyordu galiba. Ne yapacağını, ne edeceğini, düşüneceğini, nasıl davranacağını bilmeksizin derin bir sessizliğe ve karamsarlığa gömüldü.

Kız arkadaşı Anja ile nedenini bilmeksizin kavga etti. Ya yanlış bir bakıştı ona bağırmasına neden olan, ya uygunsuz bir söz, davranış da olabilirdi, nedenini hemen unutmak istiyordu. Bir an özür dileyip ona sarılmak istese de içindeki aşırı heyecan buna engel oldu. Daha kırıcı ve yaralayıcı bir şekilde pişman olduğunu bile bile Anja´ya çıkıştı. Sanki Anja´nın onun üniversiteye kabul edilmemesinde bir rolü varmışta o bunu oynamıyormuş gibi bir tavır takındı, içindeki diğer ben yönetimi ele geçirmiş onun istemediği tarzda takılıyordu kafasına göre. Anja ne söyleyip, nasıl davranacağını bilememenin çaresizliğiyle gözlerinde yaş kapıyı çarparak çekip gittiğinde Alfredo da daha fazla gözyaşlarını tutamadı. Hırsından, öfkesinden, kızgınlığından saatlerce ağladı. Bir kaç paket selpak dolusu ıslaklığı yerlere gelişi güzel atmanın kayıtsızlığı ile bir şeyler okumaya çalıştı, bir sayfayı onbeşinci kez okuyup anlayamamanın robotluğu ile kitabı bırakıp televizyonun insanı köle eden her türlü tılsımdan yoksun kul edici renk ve ses cümbüşüne bıraktı kendini. Aslında hiç bir şeye bakmıyor, kafasındaki ne yaparım, korku ve kaygılarındaki ne yapmalıyıma kafa yoruyordu. Saatler sonra televizyonu kapatıp üzerini giydikten sonra dışarı çıktı. Limana gidip dalgalı suların üzerinde şehire gelip giden gemilere bakıp biraz düşünecekti. Yaşam acımasızdı hem de çok.

Saatler süren bakışları, dalgalar üzerine yaptığı yorumlar ne yapıp etti ve Alfredo´yu yeniden başvuruda bulunmaya itti. Zaten evrakların hemen hepsi aynı ve hazır idi. Yeni bir başvuru formunu doldurup maalesef Bay German´a vermek zorundaydı, başka bir seçeneği yoktu. Mantıklı olmak, hissiyata yenik düşmemek gerekiyordu. Kendi geleceği, yardımcı olacağı insanlara sunacağı anlayış, özveri, çalışkanlık, sosyal varlık olmanın gereklilikleri ve getirdikleriydi söz konusu olan, salt kendi kişisel arayışları ve çıkarları değil. Toplumcu kafa ve anlayış duygularını yenmesini, mantığı ile hareket etmesi gerektiğini ona söylüyor dahası dayatıyordu. Geleceğe değin planları, tarihe ve insanına karşı sorumlulukları vardı. Gerçi böyle bir görevi ona kimseler vermemişti, ama kendisi kendisini sorumlu hissediyordu. Daha önceki başvuru öncesi duygu ve düşüncelerden farklı şeyler değildi hissettikleri. Farklılık bu defa daha bir olgunlaşıp kök salan kararlılığında, seçeneksizliğinde, başka bir çıkış yolu bulamamasında idi. Ne yapıp edip okumalı, bir üniversiteyi bitirmeliydi. Yıllarını Avrupa´da devirip okumadan insan ne olabilirdi? Yanıt vermeyi tasavvur dahi edemiyordu.

Bir kaç gün sonra Alfredo, Bay German´a büyük bir zorlama ve öz telkin ile yaptığı uzun iç hazırlıklar sonucu meydana getirdiği umut dolu iri beyaz başvuru belgeleriyle dolu zarfını verdi. Sanki zaman durmuş, aynı şeyleri aylar önce bir kaç defa yaşamamış gibi ilk defa ki kadar heyecanlı idi. Bay German soğuk, mekanik ve madeni sesi ile sanki hiç daha önce görüşmemişler gibi kağıtlarını tek tek yokladı, oturum belgesi olan ilticacı kimliğinin orijinalini istedi. Ağzının köşelerini aşağı sarkıtarak hoşnutsuzluk dolu ve küçümseyen bir ifade ile bir ön yüzüne bir arka yüzüne baktı. Alfredo,

“Acaba ne demek istiyor, bir şeyler mi anlatmaya çalışıyor, davranışlarıyla bir şeyler mi ifade etmek istiyor konuşmak varken”, diye kendi kendine söylendi. Dakikalar süren kontrol Alfredo´ya bir kaç saatmiş gibi geldi, bir an önce oradan uzaklaşmak için sabırsızlandı. Bay German yine o geçen seferki alaycı ve küçümseyici ton ve yüz hatlarıyla,

“Biliyorsunuz daha önce ülkenizde neyin yüksek öğrenimini görüyor idiyseniz ancak onu okuyabilirsiniz. Başka bir bölümde okuma hakkınız yok.”

Alfredo birden şaşırdı, aptal mıydı bu adam, sanki o başka bir bölüm için başvuruda bulunmuş gibi,

“Bende zaten kendi bölümüm için başvurdum, başka bir bölüm için değil.” Alfredo´nun bu yanıtı Bay German´ın canını sıkmıştı,

“Ben yine de söylemek zorundayım. Zira siz bir yabancısınız. Başka haklarınız var, öyle Alman üniversitelileri ile aynı haklara sahip değilsiniz.”

Alfredo, “Becerdiğimin ırkçısı, sanki anlamadık, defalarca anlatmadın, davranışlarınla yansıtmadın da…” diye düşünüp, yüksek sesle,

“Evet efendim anlıyorum, tabi burası sizin ülkeniz, ben burada sadece okumaya çalışan sıradan bir sığınmacıyım.” Neden kendisini küçümsediğine anlam veremedi Alfredo, içinden bir çok büyük insanın sürgünlerden geçtiğini, nice özgün, edebiyatı ve sanatın güçlü renklerinin sığınmacı insanlardan çıktığını çok iyi biliyordu. Bay German kendisine yardımcı oldu,

“Evet evet demin kimliğinize baktım. Okuyup ne yapmayı düşünüyorsunuz sorabilir miyim?”

Alfredo, “Bunun başvurumla bir ilgisi var mı, neden başvurduğuma dair özel bir sayfa dolusu açıklamayı extra yapmıştım zaten.”

Bay German, “Bir de sizden duymak istemiştimde.”

Bir an önce dışarı çıkıp bu insana sadece rahatsızlık veren şahısın yanından uzaklaşmak isteyen Alfredo bir kaç cümlede kafasındakileri anlattı. O ekşimsi, katı ve kalpsiz suratta anlattıkları hiç bir etki bırakmadı. Tersine adamın sağ kaşının sağ üst tarafı daha bir yukarı doğru çekildi. Bunu olumlu mu negatif mi bir anlama yormak gerektiğini Alfredo yorumlayamadı. Birkaç sıradan karşılıklı laf teatisinden sonra Alfredo Bay German´ı terk etti.

Beklerken ilerleyen günler tekrar aynı ritmini ve ahengini yavaş yavaş yeniden yakaladı. Aradan haftalar geçti. Yaklaşık altı ay sonra Hamburg Üniversitesi damgalı iri sarı zarfı yine aldığında daha açmadan içini büyük bir korku aldı. Sanki içinde yazılanları dışarısından görüp okuyabiliyormuş manyaklığına kapıldı. Bir kaç hamlede bir Hint kamasını andıran mektup açacağı ile zarfı özene bezene açtığında kalın kağıt yığınının en üstündeki ilk kağıtta yazan, “maalesef yer yok” tümcesi hemen gözüne battı, sonra da kalbinin derinliklerinin, ruhunun engin sonsuzluğuna, beyninin bilinmeyen envayi köşelerine.

Alfredo günlerce bir mumya gibi gezdi, kimselerle konuşmadı birkaç gün Almanca kursunu astı, kaçak çalıştığı kafeteryadaki işinden aşırı dalgınlığı yüzünde olur olmaz sayıda kırdığı tabak ve bardaklardan dolayı atıldı. Kendisini toparlaması haftalarını aldı. Ne yapıp edip okumalıydı, üniversite öğrenimine ara veremezdi. Bir çözüm yolu olmalıydı, ne yapıp edip üniversitede bir yer bulmalı, gelecek sömestrde bir koltuk kapmalıydı.

Kendisine acıma gibi bir lüksü yoktu. O yüzden ne yapıp edip Bay German´a yine bir zarf dolusu evrak götürüp yeni bir başvuruda bulundu. Bay German her defasında olduğu gibi Alfredo´ya kim olduğunu, nerede yaşadığını, beklentilerinin kendisine yakışamayacak kadar yukarılarda olduğunu apaçık davranış ve imaları ile habire tekrarladı. Sanki onu tanımıyormuş, daha önce hiç görmemiş gibi kuru bir alaycı tiyatro ile. Ve bu oyunu Alfredo Bay German ile tam altı defa oynadı. Her seferinde aldığı yanıt aynı idi, standart bir yazı dizini:” Maalesef yer yok!”.

Üç senelik girişim, yer bulma ümidi, kurduğu rüya ve hayalleri bir yana bırakan Alfredo kız arkadaşı Anja´nın yardımı ile zar zor yasal olarak çalışma izni alıp postacı oldu.

Süleyman Deveci

 

 

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden /  Ändern )

Google Foto

Du kommentierst mit Deinem Google-Konto. Abmelden /  Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden /  Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden /  Ändern )

Verbinde mit %s

Şeker Portalı

Portakallı Paylaşımlar

yedi orman

Yapraklarıma ve çiçeklerime, meyvelerime ve dallarıma, köklerime ve toprağıma doğru bir keşif yolculuğu.

Karikatüristan.Wordpress.com

Karikatür Alemi, Alemin Karikatürleri

Varlık Ergen

"ben kötüyüm bu düzen için ama değilim asla kötülük"

YARIŞBİLİMİ

Atyarışı ve İstatistiğin buluştugu yer

ZÎZNASE

bilgelik sevgisi...bilgi aşkı

Sema'nın İzleri

Mutlu olmanın izlerini bırakın..

Bir Acayip Mühendis

Her şey Mutlu bir son için...

SEYAHATDELİSİ

Seyahat delisi bir çiftin hatıra defteri...

BİLGİSAYAR VE YAZILIM

Bilgisayar ve Yazılım Dünyasına Ait her şey

ARTHROTEC MEDİKAL SİSTEMLER

'SİNGJOİNT, HYDROGEM, TIBBI ALETLER, TÜMÖR CERRAHİSİ

%d Bloggern gefällt das: