-1.2 C
Hamburg
Sonntag, Januar 17, 2021
Start Bücher Pınar Selek: Yol Geçen Hanı

Pınar Selek: Yol Geçen Hanı

Pınar Selek‚in “Yol Geçen Hanı” 2011 yılında basılmış. Değerlendirilip tartışılması bakımından oldukça taze denilebilir. Yazıya uzak, yine basına ve kamuoyuna yabancı olmayan akademisyen birinin ilk romanı. Romanın önemli ve ciddi iddialarından biri bir 12 Eylül romanı olarak adlandırılması. Gerçekten ne kadar o döneme ait irdeleyelim:

Ana figürler Elif, Hasan, Sema, Salih 1980 kuşağının gençleri. Ara figürler ise Artin Usta, Eczacı Cemal, Güngör Abla, Kemal, Gülistan, Hand, Madam Zabel, Mihalis, Gülcan, Rafi ve diğerleri. Gençlerin sosyalizasyonlarına dair her türlü gelişime denk düşen sorunları, hüzünleri, sevinçleri, heyecanları ve binbir duygu ve düşünceleriyle romanın tam ortasındalar. Hemen söylemek gerek romanın ne başı var ne de sonu. Sadece düğümden oluşmuş, serim ve çözümü olmayan veya oldukça zayıf olan, bir anlatı. Kuşkusuz Pınar Selek sözcüklerle oynayan, onlara dans ettirmeyi bilen bir yazar. Ama salt güzel cümlelerle, hoş resimlerle roman anlatılıp yazılmıyor.

Ucu bucağı olmayan kareler var, tanıdık kadın sohbetleri en çok Suzan Samancı’nın öykülerini hatırlatıyor, eleştirel yaklaşılmaya çalışılan Ermeni tehciri, 6-7 Eylül olayları, Kürtlerin son isyanı bir 12 Eylül romanın orasına burasına serpiştirilmiş bence oldukça eğreti duruyorlar. Zaten esetik anlamda romanı güçlü kılmaktan uzak binbir gereksiz detayın arasında, belki siyasi ve ahlaki anlamda yazar açısından yazılması zorunluluğu olan bu alt temalar, genel olarak romanın bütünselliğini bozuyorlar. Yazar yakın tarihin sorunlarını 12 Eylül hesaplaşmasıyla birleştirmeye çalışarak ağır bir yükün altına girmiş. Hem kendine, hem romana, hem de okura bu anlamda haksızlık yapmış.

“Yol Geçen Hanı” okuru yoran, zihinsel anlamda onu fazla düşünmeye iten, genel çerçevesinin anlaşılması için düşündürten hatta oyalayan bir çalışma. Ben buna düpedüz kötü ya da yetersiz edebiyat diyorum. Arayışları olan gençlerin o dönemde yaşadıklarına dair kıyısından köşesinden daha çok anıvari anlatılar. Şu böyle yer altına indi, bu şuraya kaçtı, mahallede bunlarda vardı, o dönemde bunlar da yaşandı gibi anlatıları o dönemin artık kızağa çekilmiş yorgun demokratlarından zaten yeteri kadar okuyoruz. Bu anlamda kurgusal olarak inişli çıkışlı ritmler arayan, sürükleyen, heyecana boğan anlatılardan ziyade başladığı gibi biten tekdüze, yavan gelişmelerle süslü birden çok hikayenin biraraya getirilmesi var.

12 Eylül’ü olduğu gibi anlatmak roman olur mu tartışılır ama anlatıda bunun da izleri yok. Roman o dönemi kesinlikle anlatmıyor, daha çok darbe sonrası dönemin bir avuç insanın yaşamlarını nasıl etkilediği, bunların o koşullar altında hayatlarını nasıl sürdürmeye devam ettiklerinin kavgasını daha çok yansıtıyor. Daha da açıkçası o günlerde bütün şiddetiyle estirilen devlet terörünün rüzgarlarının yaladığı birkaç genç, aileleri, tanıdıkları, komşuları ve bunların başından geçenlerin kısa, dar, yavan özetleri satırlara aktarılanlar.

Yazarın siyasi kimliği hakkında çok şeyler yazıldı, çizildi. Konunun romanın eleştirisiyle uzaktan yakından bir ilgisi yok, orası başka platformlardaki başka yazıların konusu. Sürgünün ama onun kalemini daha da yetkinleştireceği, roman da kalırsa daha bir yazıda, anlatıda olgunlaşacağına eminim. Öbür türlü sıradan köşe yazarlığı gibi yaygınca izlenen yolun onun da edebiyatçı yanını tüketebileceğini birilerinin söylemesi gerek.

“Yol Geçen Hanı” bir akademisyenin ilk romanı bu çok belirgin. 12 Eylül’ün sıradan ve yarı politik insanların bir kesiti üzerindeki etkilerini merak edip soranlar için iyi bir yapıt. Ama büyük bir roman tadını maalesef vermiyor.

2012

Anzeigen

-Advertisment -

Most Popular