12.8 C
Hamburg
Mittwoch, Oktober 21, 2020
Start Home Öykü: St. Patrick Günü´nde Cinayet

Öykü: St. Patrick Günü´nde Cinayet

Dünyanın her yerinde İrlandalıların milli bayramı “St. Patrick Day” büyük bir coşku ve sevinçle kutlanır. Aynen üç komünistin yan yana gelince devrim yapmak için kolları sıvamasına benzer bu. Nerede İrlandalı varsa orada o gün içilir, türküler söylenir, eğlenilir. Ortalık karnaval alanına döner, kalabalık sokaklarda şenlikler hatta bir çok yerde geçitler düzenlenir. Hamburg´da da epey İrlandalı yaşadığı için böylesi günlerde özellikle İrlandalı barlar, kahveler, restorantlar tıka basa dolar. Şehrin orasına burasına yayılmış tek tük İrlandalılar deliklerinden çıkar, ortalıkta boy göstermeye başlarlar.

St. Patrick yeşil adaya Katolikliği getiren bir aziz. Hz. Ali´nin kılıcının kınından çekilince kırk metreyi aştığı iddiası gibi, onun hakkında da bir çok efsaneler ya da abartılı hikâyeler anlatılır. Bunların en meşhuru asasını adaya ilk çıktığında olanca gücüyle toprağa vurması ve bu ülkeye şiddetin, kinin, nefretin, yalanın, kötülüğün girmemesini dilemek, dahası buyurmak olmuş. Adada hiç bir türden yılanın yaşamamasını, yerliler buna yorarlar o yüzden. Yerli aşırı milliyetçiler ise azize ana avrat küfrederler. Eski dinin, inanışların ve Duruidlerin yok olmasına yol açtığı için nefret edenlerinin de olduğu kesin. Bu gün azizi anmak için bilmem kaç yüz yıldır sürdürülen bir gelenek.

Acaba yeryüzünde böylesine kaç dindar biri, bir aziz için anma günü düzenlenir ve o günde insanlar yıkılana kadar içerler bakmak lazım. St. Patrick bu yüzden oldukça şanslı denilebilir. O kadar çok hayranı olması, hâlâ yâd edilmesi tarihte ender azize nasip olmuştur. Hele hele birde adamın hayrına ve hatırına içip eğlenmek öyle herkesin kolayca anlayıp kabullenebileceği bir şey değil şüphesiz. İnsan ister istemez ne mezhebi genişler diye düşünmeden edemiyor.

Gelelim bana. Ben bir Kürdüm. Kürdistan nere, İrlanda nere, Hamburg´da St. Patrick günü nere? Bir komşum, Paddy davet etti bani eğlencelerine. Bende yanımda büyük boy bir rakıyla aslında iki, katıldım eğlencelerine. O gün İrlanda barını Almanlara dahası genel müşterilere kapatmışlar, kendi aralarında İrlandalılar eğleniyorlar. Kapıda bir yazı “closed”, kapalı anlamına geliyormuş. Nerede bende İngilizce. Halbuki tıklım tıklım dolu içerisi. Meğerse her yıl kendi aralarında bu günü buluşup kutlarlarmış. O kadar çok İrlandalılın Hamburg’da yaşadığını bilmek şaşkınlık verdi.

Paddy beni şöyle bir tanıştırdı, Kürt olduğumu söyleyince biraz acıma, biraz sempati, en çok da kendilerinden biriymişim gibi bana bakmaya başladılar. Yaşlıca bir tanesi (adını ben “o şey ha” anladım) Kürtler hakkında fıkralar anlatmaya başladı. Zeten biz gelmeden barın içindekilerin hemen hepsi kafayı bulmuşlardı. Kürt şakaları yapıyorlar, uyduruk fıkralar anlatıyorlar, Paddy bana arada bir çeviriyor, arka fonda bir İrlandalı ağıdı. Sanki evdeyim, hiç yabancılık çekmiyorum.

Bir umut benim dışımda başka yabancı var mı diye, ama kimseler dikkatimi çekmiyor. Gerçi Alman olsa da hepsi İngilizce konuşuyor nereden tanıyacağım. Uzun zamandır böylesi bir kutlama için sakladığım büyük rakılardan birini çıkarmak için sabırsızlanıyorum. O şey ha bir şeyler anlatıyor, gülüyorlar. Paddy beni anımsadıkça arada bir çeviriyor. Hayat hikâyemi biraz biliyor komşum. Arada bir siyasetten konuşuyoruz. Bana sorular soruluyor. Sonra içlerinden bir tanesi acılı bir ağıt tutturuyor. İrlandanın İngilizlerden kurtulduğu yıllarda söylenen yasaklı özgürlük türkülerinden biriymiş. Oldukça içli ve acıklı söylüyor adını bilmediğim şahıs. Türkülerin ölümsüzlüğüne bir defa daha inanıyorum.

Sonra durgun ve kasvetli hava Almanlarla ilgili şakalarla dağıtılıyor. Taklitler yapılıyor, kimi iş arkadaşını, kimi komşusunu, kimi sevmediği birini taklit ediyor, davranışını yadırgıyor, gülüyoruz hep beraber. Sıra bir ara kendilerine geliyor. Dünyanın dört bir yanına dağılmışlıklarını Kürtlere benzetiyorlar. Hepsi birgün akıl edip adaya geri dönseler, ada o kadar kalabalığı taşıyamayıp sulara gömülürmüş. O şey ha´nın neredeyse bir şise viski içtiğini söylüyorlar, böylesi bir günde neredeyse ikinci bir şiseyi de içebileceği hakkında iddialara giriliyor.

Bardaki büyük boy televizyon açılıyor. Bir İrlanda kanalından Dublin´deki gösterilerin canlı yayınına bakıyoruz hep beraber. Bir kaç dakika sonra televizyonun sesi kısılıyor, millet yeniden hep beraber gülmeye, sohbete, eğlenmeye başlıyor. Daha fazla dayanamayıp yanımda getirdiğim iki büyük boy rakıdan birini masaya koyuyorum. Herkes birbirine bakıyor. Kendimi bir an St. Patrick gibi hissediyorum. O da adaya ilk defa Hıristiyanlığı götürdüğünde benzeri şaşkın bakışlarla karşılaşmıştır muhakkak diye düşünüyorum. Şaşaalı ve abartılı davranışlarla şişeyi millete gösteriyorum. Şişe elden ele şöyle bir dolaşıyor. Aslan sütünü İngilizceye çevirince gülüyorlar.

O şey ha aslan olduğunu, o sütü bir dikişte içebileceğini söylüyor. Kahkahalar atılıyor, kimi içersin kimi içemezsin diye onu dolduruşa getirmeye çalışıyorlar. Rakının nasıl içilmesi gerektiği hakkında uzun bir sohbete girmek istiyorum ama ne İngilizce, ne de adam gibi Almanca. Paddy anlattıklarımın bir kısmını anlatınca şaşkınlıklarının daha çok hayal kırıklığına dönüştüğünü anlamsız bakışlardan anlıyorum. Sanki benim suçummuş gibi, rakının mezesiz yenmeyeceğini ben bulmuşum gibi suçluluk duygusu duyuyorum. Minnacık bardaklarda beş on kişi tadına bakıyor. Suratlar eskiyor, bu meretin susuz içilemeyeceğini anlatıyorum. Paddy bana ayıp olmasın diye içerken O şey ha içkiyi beğeniyor.

Kendi kendime millete içki beğendiremiyoruz derken, O şey ha aradığını bulmuş gibi yanıma sokuluyor. Almanca iyi, güzel, çok güzel gibi iltifatlar ediyor. Adamın içişine hayranlık duyuyorum. Sonra çarpmasın gibi uyarılarım havada asılı kalıyor. İçeriye kalabalık gruplar girince ortadaki masa kaldırılıyor. Millet dans edecek. Aralarında enstrümanlarını gelirken yanlarında getirenler küçük bir sahnede ton ayarlarına başlayıp hazırlanıyorlar. Curcuna o biçim.

Dikkatimi çeken, kimse kimseye sulanmıyor. Kimse kimseyi ne elle, ne gözle, ne de sözle taciz etmiyor. İster istemez kendimizi düşünüyorum. Biz neden böyle değiliz. Biraraya gelince adam gibi içmeyi, eğlenmeyi, sohbet etmeyi, ulusal bir günü coşku ve sevinçle kutlamayı bilmiyoruz diye. Toplum mu, din mi, aile mi, çevre mi her ne zıkkımsa bizi o şekillendiriyorsa o, neden biraz da bizi bunlara benzetmemiş diye kendi kendime sorular sorup yanıtlar alamıyorum.

Türkülerinin türkülerimize, özellikle ağıtlarının ağıtlarımıza benzemesine şaşırıyorum. Acılar karşısında insanlar galiba dünyanın her yanında benzer hislere kapılıyorlar, aşağı yukarı aynı tepkileri gösteriyorlar, üzülüyorlar, sancılanıyorlar. Yine şen, sevecen türkülerde benzer gülüyorlar, kahkahalar atıyor, dans ediyor veya vücutlarını oynatıyor, hareket ediyorlar.

İrlandalılar ilginç insanlar. Bir kere çok dindarlar. Ama ben bir tanesinin bile bunu göstermek için, diniyle, imanıyla hava attığına şahit olmadım. Galiba onların Allah´ının pek propagandaya ihtiyacı yok. Bizimkiler göstere göstere namaza giderler, orucu herkes tutsun ister, tutmayana saldırır veya kızarlar, biz herkesi kendimiz gibi yapmak isteriz, bunların ise hiç umurunda degil. Şu St. Patrick´in bunların böyle olmasıyla acaba bir ilgisi var mıdır? Yoksa o da mı zamanında bizimkiler gibi davranıp herkesi kendisi gibi yapmak için elinden geleni yapmış mıdır bilmek isterdim.

Bir masaya geçip oturdum. O şey ha dedikleri adam yanımdan gitmiyor. `Rakıyla tanıştı ya artık bu beni bırakmaz´ diye kendi kendime düşünüyordum ki Paddy´de gelip yanımıza oturdu. İrlandalıların ana dilleri olan Keltçe mi ne konuşmaya başladılar. Asıl İrlandacayı konuşamayan ne liseden diploma alabiliyormuş, ne de devlet memuru olabiliyormuş. Ne kadar güzel bir şey, bir dile ancak böyle sahip çıkılır, diye kendi kendime düşündüm. Hollandalılar da böyle konuşurlarmış, gırtlaktan. Bizimkiler bir dili yaşatmak yerine yok etmek için uğraşırlar, yasaklamışlar, konuşana insana yakışmayacak davranışlarla yasaklar getirmişler.

İrlandalılara hayran oldum, sevdim valla. Onlar da beni sevsinler diye yanımda getirdiğim diğer rakıyı da çıkartıp koydum ortaya. O şey ha hâlâ sarhoş değildi. Bir şey anlamadım. Kendi kendime, demek ki rakının İrlandalılar üzerinde bir hükmü ve tesiri yok, diye düşünüyordum ki, O şey ha koca bir bardak rakıyı susuz fondip etti. Yüzünü sonrasında eşkitti. Adam zaten deminki şişenin yarısından fazlasını da içen değilmiş gibi kalktı bir de dans etmeye başladı. Onunla birlikte geldiğimizde masada oturanların hemen hepsi piste üşüştüler.

Garip bir görüntü ortaya çıktı. Orta yaşlı insanların dansı nasıl olur? İşte millet biraz sallanıyor, garip ritmli vücut hareketleri yapıyor kendince eğleniyorlar. İzleyicilerde onlara bakarak eğleniyorlar. Acaba St. Patrick´de böyle mi dans ederdi diye kendi kendime söylenirken, azizin rakıyla tanışıp tanışmadığını düşünerek muhteremle kendimce alay ediyorum. Bana kızsa da ne yapabilir ki diye kendi kendime dayılanıyor, rakımı bitirip yerimden kalkıyorum.

Çişim geliyor. Tuvalete gidiyorum. Biraz değil çok kalabalık. Sıra bana geliyor. İşimi görüp çabucak geri yerime dönüyorum. Bir sürü adam sonradan ellerini yıkamıyorlar. Ben de bir seferde bir şey çıkmaz, diye ellerimi yıkamıyorum. Salonda bir kalabalık toplanmış şaşırıyorum. Galiba yöresel bir oyun oynuyorlar diye düşünüyorum. Topluluğun ortasında yerde yatan O şey ha´yı görüyorum. Bir tanesi üzerine eğilmiş suni teneffüs yoluyla yardımcı olmaya çalışıyor. Aziz St-Patrick´e bir dua da ben edip özür diliyorum. O şey ha´yı ben öldürdüm biliyorum. Rakı ile cinayet işleyen bir düşkün olduğumu kabul ediyorum. Nereden bileyim adam sağlamdır dediler. Arslanı da sütünü de sever dediler. Çarpıldı mı artık, kalbi o kadar heyecan ve eğlenceye mi dayanamadı, azizin gazabına mı uğradım bilmiyorum.

Anzeigen

-Advertisment -

Most Popular

Şanlıurfa’da „en lezzetli isot“ yarışması yapıldı

Şanlıurfa'da kadınlar tarafından hazırlanan en lezzetli isotu belirlemek amacıyla yarışma yapıldı. Büyükşehir Belediyesince, Vali Kemalettin Gazezoğlu Kültür Merkezi'nde "Dünyanın En Lezzetli Acısı Urfa İsotu" sloganıyla...

„Almanya Otomotiv Dijital Sektörel Ticaret Heyeti“ programı gerçekleştirildi

Türkiye'nin Berlin Büyükelçisi Ali Kemal Aydın, pandeminin, dünyanın 4. büyük otomotiv üreticisi olan Alman otomotiv endüstrisini arz ve talep şoklarıyla vurduğunu belirterek, "Almanya'da ağustos-eylül...

Coronakrise: EU-weites System zum Austausch von nationalen Warn-Apps startet

Nach einer erfolgreichen Pilotphase geht Montag das EU-weite System für Interoperabilität von Kontaktnachverfolgungs- und Warn-Apps in Betrieb. Es verknüpft eine erste Reihe nationaler Apps...

Sivas’ta mor patates ve şeker pancarı hasadı yapıldı

Sivas'ta mor patates ve şeker pancarı hasadı gerçekleştirildi. Valilikten yapılan açıklamaya göre, Vali Salih Ayhan, Hafik ilçesi Göydün köyünde düzenlenen mor patates hasat programına katıldı....