14 C
Hamburg
Samstag, Oktober 31, 2020
Start Home Engelsiz Diyalog Tiyatrosu Yönetmeni Coşkun Üresin ile Söyleşi

Engelsiz Diyalog Tiyatrosu Yönetmeni Coşkun Üresin ile Söyleşi

Hamburg Almanya’nın kültür başkenti. Yüzbinin üzerinde hemşeri göçmen yaşıyor. Yine bu şehirde birçok tiyatro grubu var, ama bir tanesi hem adıyla hem de faaliyetleriyle oldukça ilgi çekiyor: „Engelsiz Diyalog (Dialog ohne Hindernisse)”. Kim bunlar, hikayeleri nerede, ne zaman, nasıl ve kimlerle başladı? İlk anlardan beri kuruluşun yanında olan kurucu, yönetici ve tiyatro sevdalısı sanatsever Yönetmen Coşkun Üresin ile konuştuk.

„Engelsiz Diyalog (Dialog ohne Hindernisse) ne zaman kuruldu? Yola çıkarken neleri hedefliyordunuz? Bu çıkıştaki ana amaç neydi? Siz bu oluşumun neresindeydiniz?

Resmi olarak 2011 yılında kurulduk. Az biraz da olsa önceli de söz konusu, ama resmi olarak 2011’de „Engelsiz Diyalog Kültür ve Sanat Derneği“ olarak faaliyetlerimize başladık demeliyim.

İsmail Bıçkıcı, Nebahat Uzun ve bendeniz üçümüz bir araya geldik, oturduk, konuştuk, tartıştık, kararlaştırdık ve nur topu gibi bir derneğimiz dahası tiyatromuz oldu. Kültür ve sanat ile ilgili sorumlulukları ben üstlendim. Tiyatro ile ilgili a’dan z’ye ne varsa benim sorumluluğum altında hayat buluyor. Ana amaç engelli engelsiz ayrımı gözetmeksizin insanları kültür ve sanat aracılığıyla kaynaştırma, engelli insanları sosyal hayata entegre etmek idi. Özellikle tiyatronun yardımı ile onları kazanmak ve sosyal hayata adapte etmekti.

Bugüne kadar kaç oyun sergilediniz? Genel intiba ve refleksiyonlar nasıldı, hedeflerinize ulaşabildiniz mi, tepkiler ne yöndeydi?

Tam olarak hepsini bilmiyorum ama 7-8 oyun oldu galiba. İnternet sayfamızda (http://dialog-ohne-hindernisse.de/) hemen her oyunla ilgili haberleri bulmak mümkün. İnsanlar, izleyiciler ilk başlarda garipsenecek bir tedirginlik ve tereddüt içerisindeydiler. O ilk başlardaki gergin havayı, muamma dolu bakışları ve anlamsız korkuları süreç içerisinde yendik diyebilirim. Tabii ki bunu zamanla elde ettik öyle birkaç günde olmadı. Her oyunda çıtayı biraz daha yükselttik. Böylece hem onlar bizi daha iyi tanıdılar, hem de biz onları. Kazanımlarımız ve manevi zenginliklerimiz arttıkça arttı. Dediğim gibi bu zamanla oldu, kararlı ve inatçı çalışmalarımız neticesinde.

Yaptığımız tiyatronun belli bir kalite standardında olmasına dikkat ettim. Sıradan bir okul tiyatrosu olmamak için özel gayretler harcadık. Olaya profesyonelce yaklaştık. Her türden amatörlüğü kendimizden uzak tutmak için elimden gelen gayreti gösterdim. İzleyici de oyuncu da normal, iyi bir tiyatro oyununa gittiğinde neleri yaşıyor, hissediyor, nelerle kaşılaşıyor, herhangi bir oyunun verdiği hazzı ve estetik güzelliği yaşıyorsa hepsini bizimle de yaşamasına ayrı bir itina gösterdim.

Üçüncü yıldan itibaren ufak tefek de olsa yardımlar gelmeye başladı. Her yılda ve her oyunda performansımızı ve deneyimlerimizi bir üst noktaya çıkartmayı başardık. Benim kıstasım hep şu oldu ve bu anlayışı çok şükür yerleştirebildim: Ben herhangi bir tiyatro oyununa gittiğimde bir oyunu nasıl izlemek istiyorsam, nasıl beğeniyorsam bizim oyunlarımızı da sıradan izleyiciye böyle izletebilmeliyiz. Onların beğenisini bizim de kazanmamız gerekir. Ama bunu acıma, merhamet veya vicdani nedenlerden dolayı değil sanatsal bir beğeni, eğlenceli ve keyifli geçireceği zamanlar, estetik beğenisi sayesinde olmasına hep özen gösterdim. Engelleri kaldırdık aslında, oyuncunun engelli olup olmamasını değil biz sergilenen oyunu öne çıkarttık. İzleyicilerimiz ve oyuncularımız sanatla tanışsınlar, bununla iç içe olsunlar, günlerini, anlarını güzelleştirsinler, çocuklarımızı sergiledikleri oyunlarıyla benimsesinler istedik. Bunda başarılı olup olmadığımızın takdirini kamuoyuna bırakalım.

Coşkun Üresin’i „Engelsiz Diyalog“a iten neydi? Neden, nasıl, niçin ve nereden bu yola çıkma ihtiyacı duydunuz? Hamburg’da bir sürü tiyatro grubu var, neden onlardan birine katılma gibi bir yol izlemeyip böylesi farklı, özel bir tiyatro grubuna yöneldiniz?

Başladığımız yıllarda bugünkü kadar çok tiyatro grubu yoktu, varsa da benim haberim yoktu. Burada kolları sıvamadan önce „Mavi Sahne“ de üç oyunda oynamıştım. Yine Türkiye’de bir tiyatro geçmişim vardı.

Şöyle anlatayım, ben insanların hepsini eşit görüyorum. Hatta dünyadaki bütün canlıları eşit görüyorum. Onlara böyle davranılması gerektiğine inanıyorum. Engelli engelsiz gibi ayrımlar yapmıyorum. Benim derdim tiyatroyu sevdirmek. Bu ufak uğraşımızla onun sihirli ve büyüleyici güzelliğinden, eşsiz sanatsal gücünden ve enerjisinden herkesin yararlanmasını sağlamak istiyorum. Engelli engelsiz gibi sorunlara takılmayı doğru bulmuyorum. Provalarımızda da bu böyledir, oyunlarımızda da.

Tekrarlayacak olursak benim bu işe koyulma sebebip tiyatroyu sevmek, sevdirmek, onu yaymak. Sıradan engelli engelsiz yaklaşımıyla kesinlikle bakmıyorum. Tüm bu uğraşılarım tabii ki gönüllülük temelinde başladı, gelişti ve devam ediyorum işte. Ben bana nasıl davranılması gerektiğini istiyorsam, karşıma çıkan insana da öyle davranmamız gerektiğine inanıyorum.

Bugüne kadar sergilediğimiz oyunlar, ortaya çıkarttığımız performans, izleyici kitlelerine sunduğumuz pozitif enerji ortada. Hemen her oyunda oyuncularımızın da özgüvenleri geliştikçe çocuklarımızdaki verimlilik üst boyutlarda seyir ediyor.

C.Üresin 5

Siz hem bu derneğin başkan yardımcısı, hem de sanatsal faaliyetlerinin yönetmenisiniz. İkisi bir arada zor olmuyor mu? Zaman konusunda ne gibi engeller söz konusu?

Evet ikisini bir arada yürütüyorum. Gönülülük olmadan, bu işleri kalpten istemeden, belli bir fikir ve anlayışa sahip olunmadan bu gibi faaliyetlerde bulunmak ne kadar zordur tahmin edersiniz. Toplantılara, semt meclisleri toplantılarına, bürokrasiyle uğraşılması gereken görüşmelere ben gidiyorum. Kurulması, tazelenmesi, sürekli işler halde olması gereken ilişkileri yine ben yürütüyorum. Tabii ki zaman, dahası zamansızlık en büyük dert. Bunun yanı sıra bir de ailem olduğu unutulmamalı, üç tane çocuğum var benim. Her şeye rağmen oluyor görüldüğü gibi. İnsan isteyince neler yapmaz. Özellikle altını çizmek istiyorum tiyatroyu severek yaparsanız çok iyi şeyler yapabilirsiniz. Zaten sevmeden emek üretmek başarıya götürmez. Bende de öyle, eğer tiyatroyu sevmemiş olsaydım bu kadar yol alamazdık. Tiyatro kesinlikle ayrıştırıcı değil birleştiricidir, yapıcı ve öğreticidir. Bu özelliklerinden sonuna kadar yararlanabiliriz. Yeter ki isteyelim.

Engelli insanlarımızın en büyük sorunları genel olarak sizce neler diye sorsam ….?

Bir çok sorunları var. İkisine burada değinmek istiyorum: Her şeyden önce ulaşım sorunları var. Şehrin diğer ucundan kalkıp öbür ucuna provaya geliyor çocuklarımız. Bir taşıyıcı araç, dolmuş veya minibüsümüz olsa veya belirli saatlerde gelip götürülebilecekleri bir imkânımız olsa hiç fena olmazdı. Kişisel bazı girişimlerimiz olmadı değil ama her defasında hesapta olmayan problemler çıktı. İnsanlarımız bu sorunla genelde bir başınalar ve kişisel çabaları ile sorunu çözmeye çalışıyorlar.

Gözlemlediğim bir başka ciddi sorun, engelli engelsiz fark etmiyor çocuklarımızın telefon bağımlılıkları. Provalarda cep telefonlarını kapatmıyorlar veya kapatamıyorlar. Bir türlü ellerinden bırakamıyorlar. Bakalım ileride bu konuyla ilgili ciddi cezai yaptırımlara kafa yoruyorum.

Tiyatro oyunları yanı sıra geziler yapıyorsunuz, festivallere katılıyorsunuz diye duydum. Bir de radyo projeniz var. Bunlardan biraz bahseder misiniz?

Son iki yılda Hamburg Hayvanat Bahçesi’ne ve Paris’e, Disneyland’a gittik. Amacımız çocukları dış dünyaya açmak, onları normal hayata adapte etmek tabii ki. Hatta elimizdeki tüm olanakları buna veriyoruz demeliyim. Gerek fiziksel olarak hem farklı boyutlara ulaşmalarını hedefledik, hem de zihinsel anlamda da olsa mevcut kalıpların dışına çıkılsın istedik.

Festival bir seferlik bir faaliyetti. Belki ileride yeni öneriler olursa olabilir. Bir ara sıra dışı bir projem vardı: Hamburg’da mevcut hemen her tiyatro grubunun temsilcilerini, yöneticilerini bir araya getirip hem ortak sorunlarımızı konuşmak, hem de hep birlikte ortak bir festival gerçekleştirmek gibi. Ama maalesef projenin üstüne mal bulmuş mağribi gibi başkaları atladı. Ben de vazgeçtim. İnsan enerjisini, öncelikle tanıdığı, dahası önemli hedeflerine ister istemez yöneltmeyi daha doğru bulur. Ben de öyle yaptım.

Radyo çalışmamıza 2015’de başladık. Şimdilik ayda bir defa birer saatlik programlarla devam ediyoruz. Ekibimiz engelli engelsiz farkı gözetmeyen ve beş kişiden oluşan bir kaynaşma takımından oluşuyor. Temel haklar ve özgürlükler, yasal haklar ve yükümlülüklerimiz, sorunlarımız, akla gelen hemen herşeyi konu edindiğimizi söyleyebilirim. Bazen stüdyo misafirlerimiz oluyor, uzman konukları davet ediyoruz, acil gündem ile ilgili insanları ağırlıyor, değerli bilgilerinden faydalanıyoruz.

Kukla tiyatro ve olimpiyatlara destek çalışmalarınız hakkında da bilgi verir misiniz?

Kukla tiyatrosunu 2016’da bir oyun ile sergiledik. Yine benim fikrimdi. Dünya Engelliler Günü ile ilgili özel bir açılış programıydı. Amaç genelde engellilerin sorunlarını dile getirmekti. Şehir içerisindeki bariyerlerin çok olmasını, herkesin birbirinin yolunu kapattığı veya engel olduğu sorunlara dikkat çekmekti. Daha sonra zaman sorunundan dolayı şimdilik rafa kaldırdık. Hedef 4-6 yaş grubundaki çocuklara engellilerin dünyasını anlatıp göstermek, erken yaşlarda onları bu konuyla tanıştırmak, duyarlılaştırmaktı.

Olimpiyatları desteklemenin amacı, hemen arkasında paralympic (sadece engelli sporcuların katıldığı oyunlar) oyunlarından dolayı. Bu vesile ile şehir içi bariyersiz infra struktur yeniden yapılanacak ve gelen yatırımlarla engelli vatandaşlara giriş çıkış kolaylaşacak. Bariyersiz ulaşımdan bariyersiz ev yapımına kadar.

Obst_Korb_20180601-02.jpg

Derneğinizin sorunlarına kısaca değinecek olursak ne gibi sorunlarla karşılaşıyorsunuz? Göçmenlerin derneğinize karşı gösterdikleri ilgi ve duyarlılıklar nasıl?

Bilinen dernek çalışmalarındaki sorunlardan o kadar da farklı olmayan sorunlar demeliyim. Unutulmamalı ki bizim programımızın temel taşı kaynaşmak, kaynaştırmak. Bizim bu kaynaşma konseptimize uymayacak şekilde kimde kimseyi dışlayamaz. Mantık hataları çokça karşılaşılan bir sorun diyebilirim. Bazen de ebeveynler çocuklarının arkasına sığınıp olur olmaz çıkışlarda bulunuyorlar. Üyelik ve bunun gerektirdiği sorumluluklar ve görevler konusunda gerekli ciddiyet ve hassasiyet bazen gösterilmiyor. Derneğimiz gösterilen ilgiden böyle memnunuz. Öyle boş ve kof büyüme gibi bir anlayışım ve hevesim yok benim.

Politik tiyatro anlayışınız hakkında da biraz konuşalım…?

Politik tiyatro konusunda sloganvari basit bir anlayışım yok. Taklit, özellikle birilerine yükleme, yüklenme gibi mantık bana uzak. Şiddet şiddettir. Bir sanatçı olarak bunun her türlüsüne tabii ki karşı çıkarız. Haksızlık, insan onurunu zedeleyecek ne varsa bunun zaten karşısındayız. İllâ ki oyunlarda parti ismi, politikacı ismi geçmek zorunda değil.

Genel olarak bakıldığında biz siyasetin zaten tam ortasında değil miyiz? Dışlama, kin ve nefret gütme, her türden sevgisizlik, şefkat yoksulluğu ve yoksunluğu her yerde. Biz diyoruz ki hepimiz biriz, aynıyız, eşitiz. İnsanların onuruyla oynanmamalı diye düşünüyor ve buna uygun davranıyoruz. Bizim politik anlayışımız bu yönde. Engelli engelsiz ortak oyunlar sergilemek istiyoruz ve bunu yapıyoruz. Başlı başına bu kadarı bile politik anlayışımızın anlaşılması konusunda yetmeli diye düşünüyorum. Ayrıca karşılaşılan bariyerlerin, ulaşım gibi sorunların dile getirilmesi, provalarımıza, oyunlarımıza istenildiği gibi gelip gidilmesi taleplerinin dile getirilmesi zaten günlük siyasetin bir parçası değil midir?

Tiyatro diğer sanat dallarına benzemez. O andaki, oyundaki havaya egemen heyecanı izleyicilere oyuncular aktarır. Tek bir kişinin enerjisi, heyecanı, titreşimi anında izleyici gerek toptan gerekse tek tek etkiler, uyarır, dikkatini çeker. Bu yansımalar ve hisler sinema ile kıyaslanamaz. Bir film çekilmiştir, bitmiştir hazırdır. Bizi onu hazır olduktan, bittikten sonra izleriz. Ama tiyatroda olayların geçtiği anda, konuşulan diyaloglarla, oyuncuların davranışlarıyla oradaki zamanın da mekanın da içerisinde, onlarla yan yana iç içeyizdir. Etkisi bu yüzden tarifi karmaşık duygu ve düşünceler çağrıştırır. Bu yüzden tiyatroya sevdalı olmak beni mutlu ediyor. O andaki mevcut nice enerjiyi sen de alıyorsun. Hep derim iyi oyuncu olmanın yolu iyi bir izleyici olmaktan geçer. İyi bir izleyici olmak tiyatroyu kendince yorumlamaktır. Başka oyuncuların dışında bir çok karakteri ve oyunu izlemek lazım gelir. Evde oturup dizi izlemek gibi pasif izleyici değil, yorumlayarak, anlayıp sindirerek izlenmeli. Politik tiyatro anlayışım kapsamına bunlar giriyor.

Gelelim son çalışmasınıza. „Meyve Sepeti (Obstkorb)“ isimli oyununuz 1 ve 2 Haziran’da Altona Bürgertreff’de oynanacak. Bu oyundan biraz bahsedelim. Nedir hikayesi bu oyunun?

„Obstkorb (Meyve Sepeti)” genel olarak birbirinden değişik tatları, renkleri, kokuları, değişik hitapları, farklı görüntüler ve fikirleri, insanları ve karakterleri simgeliyor. İnsana saygı gösterilmesi gerektiğini işliyor. Değişik fikirlere katılmasak bile hoşgörüyle karşılamamızı ele alıyor. Çıkış noktamız bu diyebilirim. Ayrıca insan haklarına saygı, insan onurunun dokunulmazlığı, eşitlik, temel ihtiyaçların karşılanması, şiddetin reddi gibi mesajlarımızı danslar ve şarkılar eşliğinde sergilenecek. Bir insan başka türlü, farklı, bizden bambaşka olabilir. Onu dışlamak, ayrıştırmak, uzaklaştırmak bize ters.

Danslarla, gösterilerle, müzikli oyunlarla grubumuzu kendi sahip oldukları dinamizmle oyunumuzu izleyiciye sunacağız. Bunun yanısıra Naziler savaş yıllarında yaşlı, hasta ve engelli insanları katlettiler, oyunda buna da değindik. Savaşa karşı bir duruşumuz var ve bunu da sergiliyoruz. O yılların hastalıklı fikirleri bugün bile dipdiri. Bir yandan diktatörlüklere karşı olunması gerekirken diğer yandan toplumsal barışa yönelik mesajlarımız var. Oyunu Ruhsar Gümüşdal yazdı, ben yönettim. On bir oyuncumuz var. Oyun bir saatlik ve tek perde de izleyiciye sunacağız.

Teşekkür eder çalışmalarınızda başarılar dilerim.

04.05.2018

Coşkun Üresin kimdir:

1971 Almanya doğumlu, 3 çocuk babası.1996´da Çukurova Üniversitesi Ziraat fakültesi mezunu. 22 yıldır özel bir şirkette kumaşlarda renk dizayn sorumlusu olarak çalışıyor. Heinrich Böll Stiftung komisyonunda engelli ve engelsiz insanların kaynaşma sorumlusu. TGH yönetim kurulunda görev aldı. 2015´den beri Radyo Tide´de engelli insanların sesi ve kulağı olan radyo programını hazırlıyor. 2016´da Engelli Kukla Tiyatrosu´nu kurdu. 2016´da Alstersorf Assistenz West´de engelli insanların spor ve kültürel faaliyetlerini teşvik etme, danışma ve refakatçilik yaptı.

Rejisini yaptığı tiyatro gösterileri :

Umuda Doğru …skeç kendi yazdı ve yönetti.

Tiyatrokolikler.

Bilge Nathan.

Kadınlık Bizde Kalsın.

Buntes Leben bunte Liebe.

Rotkäppchen.

Die kraft des Apfels.

Obstkorb.

Kalli und Mani …skeç kendi yazdı ve yönetti.

Gemeinsam statt Einsam…skeç kendi yazdı ve yönetti.

Anzeigen

-Advertisment -

Most Popular

Besinnliche Bescherung mit weihnachtlichen Briefmarken und Packsets

Ab dem 2. November erscheinen gleich zwei neue Briefmarken mit weihnachtlichen Motiven. Ab 1. November erhalten Kunden zudem die diesjährigen Wintereditionen der DHL-Packsets und...

İstiklal Marşı’nın kabulünün 100’üncü yılı anısına kısa film yarışması

Sebilürreşad Derneği tarafından İstiklal Marşı'nın kabulünün 100'üncü yılı anısına "Uluslararası İstiklal Kısa Film Yarışması" düzenlendi. Sebilürreşad Derneğinden yapılan yazılı açıklamaya göre, Kültür ve Turizm...

Samstag im EC Boxing Gym: Victor Faust trifft auf Yakup Saglam

Eigentlich sollte alles ganz anders laufen. Der Plan sah vor, dass am Samstag, den 31. Oktober, die Athleten von EC Boxing im Rahmen von...

İzmir’de arama ve kurtarma çalışmaları devam ediyor

İzmir'de 6,6 büyüklüğünde meydana gelen depremin ardından yıkılan binalarda arama ve kurtarma çalışmaları devam ediyor. Merkez üssü Ege Denizi'nin Seferihisar açıkları olan 6,6 büyüklüğündeki depremin...