ALMANYALILAR

Öykü: Burada Almanca konuşulur

Burada Almanca konuşulur

1.jpg

Deniz beş yaşına gireli bir hafta olmuştu. Babası Jim İngiliz, annesi Selin bir Türkiyeli idi. Uzun yıllardır evli olan çift acele etmeyerek özellikle uygun bir zamanda arzuladıkları gibi bir evlat sahibi olmuşlar, kendi küçük mutlu ailesinde yaşamın akışına kendilerini kaptırmış gidiyorlardı, Hamburg´un Eimsbüttel semtinde oturuyorlardı. Evde Deniz çoğu zaman babası ile İngilizce annesi ile Türkçe konuşur, yuvada eğitmenler ve diğer arkadaşları ile Almanca konuşur, her üç dili de birbirine karıştırmadan günleri, ayları, organlarını, sayıları, renkleri bir bir sayar, anlatırdı. Babasının kendisine okuduğu küçük çocuklar için yazılmış İngilizce kitaplarının yanı sıra, her gece annesinin kendisine yatmadan önce okuduğu Keloğlan, yada Nasrettin Hoca masalları onu neşelendirir o yaşda zengin bir hayal ve fantezi dünyasına dalardı. Yuvada ise arada bir eğitmenlerden Barbara çocuklara Almanca hikayeler okur, konuşur, anlatır, şakalar yapar, oyunlar oynardı.

Üç farklı dil ile büyüdüğünün farkında bile değildi Deniz, bunun anlam ve önemine değin kafa yoramayacak, buna değin fikir yürütemeyecek kadar küçük ve masumdu. Yine de arada bir de olsa insanların neden birbirinden farklı dilleri olduğunu annebabasına sormuyor değildi. Aldığı cevap nedense hep aynıydı, öyle yaratılmışız.

Deniz´in zengin düş dünyası, uydurduğu birbirinden ilginç hikayeler, sorunlara çözüm yolları bulma, kendi kendini meşgul etme, yeni oyunlar icat etmesi, boş zamanlarını bir başına geçirmedeki hüneri arkadaşlarının da dikkatini çekmiş, bir çok hayranı yuvada, mahalledeki oyun bahçesinde ve komşu çocuklarının arasında olmaya başlamıştı. Ama bir hafta olmuş Deniz yuvada büyüyen anaokulu çocuklarının grubuna katılmış, eski arkadaşlıkları önceki grubunda kalmıştı.

Neredeyse günün en uzun ve önemli kısmını yuvada geçiriyordu Deniz, annesi bir satış mağazasında tezgahtarlık yapıyor gün boyu ayakkabı satıyor, babası bir sigara fabrikasında idarecilik yapıyordu. Akşama doğru daha çok annesi geliyor onu yuvadan alıyor, genelde babası sabahları yuvaya bırakıyordu. Kahvaltılarını ailece yapıyorlar, öğle yemeğini Deniz hep yuvada yiyor, akşam yemeğini yine evde hep beraber ailece gülerek, şakalaşarak yiyorlardı. Deniz ailesi ile mutluydu. Anne ve babası birbirlerine aşıktı, ikisi de Deniz´i ayrıca çok seviyorlardı. Deniz bunu biliyor, onları üzecek davranışlarda bulunmuyor, söylediklerinin dışına çıkmıyor, arada bir ufak yaramazlıklar ve haylazlıklar yapsa da öyle aşırıya gitmiyor, her defasında durumu idare etmeyi başarıyordu.

Deniz en çok hafta sonlarını seviyordu, annesi arada bir çalışsa da babası hep evde oluyordu, birlikte iyi zaman geçiriyorlar, ya yüzmeye gidiyor ya bisiklet turuna çıkıyorlardı. Arada bir spor yapıyorlar, futbol topunu alıp dışarıda oynayabilecekleri uygun parka gidiyor yorulana kadar oynuyorlardı. En sevdiği bir başka uğraşı ise beraber önce alışveriş yapmaları, sonrada yemek pişirmeleri idi. Gerçi annesi her seferinde bir şikayette bulunuyordu, hep unuttukları bir şeyler oluyordu, babası her defasında bir alışveriş listesi hazırlamasına rağmen bir kaç şeyi hep unutuyordu. Saatlerce özene bezene yaptıkları yemeğin ise ya tuzu eksik oluyor, ya baharatını yeterli bulmuyordu Selin.

Deniz´in annesi ile yaptığı en sevdiği şey akraba ziyaretleriydi. Deniz bazen ne kadar çok akrabası olduguna şaşırıyor, kiminle ne kadar uzak yakın akrabalık derecesi olduğuna hayret ediyor, yine de unutuyordu. Çoğuna amca, teyze, hala, dayı, abi, abla diye hitap ediyor adlarını hemen unutuyor, bir türlü aklında tutamıyordu.

Deniz yuvada ki yeni grubuyla tanışalı henüz birkaç gün olmuştu. Burada ki arkadaşlarının çoğu kara kafalıydı. Anne babası Afrikalı olan John ile İngilizce konuşabiliyor, diğer Türk komşularının çocukları Ali, Mehmet ve Mustafa ile Türkçe konuşuyor şakalaşıyordu. Oyunların bu yeni gruptaki çok çeşitliliği, çocukların hoyrat, kaba, birbirlerini pek de takmayan ve bir çok yuvanın kurallarını ihlal eden davranışları onu şaşırtıyordu. Deniz özgürlük ile kurallar arasındaki bağı sadece annebabasının değil yuvadaki eğitmenlerin verdiği yasaklardan da tanıyor, onlar ne derse olur kuralını hiçbir daim bozmuyordu. Akıllı ve uslu bir çocuk olmanın yolunun bu kurallara uymaktan geçtiğini öğreneli epey olmuştu. Ama yeni arkadaşlarını yer yer anlayamıyor, onları tehlikeli ama çekici dahasi heyecan verici buluyordu. Bazen kim daha uzağa tükürecek yarışmasına girmelerine kendisi katılsa da kızıyor, karıncaları acımasızca öldürdükleri için onlarla tartışıyor, küsüyor konuşmuyordu.

Deniz yine de yeni grubuna alışmış, en çok John, Ali, Mehmet, Mustafa ile oynuyordu. Yeni grubundaki eğitmenlerden Frau S.´den bütün çocuklar korkuyor ve çekiniyorlardı. Zira Frau S. çocuklara kızıyor, onları yüksek sesler azarlıyor, diğer çocukların yanında aşağılıyor ve kurbanlarını genelde ağlatana kadar bağırıp duruyordu. Her gün bir çocuğu kendisine kurban seçiyordu. Arada bir de olsa bazen ebeveynler Frau S. ile tartışıp bağırarak konuşuyorlar, ama her seferinde Frau S.´in haklı çıktığını tüm mahalle sakinleri biliyordu. Bazen çocukların bu yuvadan alınıp başka bir yuvaya kayıt ettirildiğini küçük Deniz bile biliyordu.

Yine her sabah olduğu gibi Deniz o gün annebabası ile birlikte önce pijamasıyla kahvaltı etmiş, sonra babasıyla küçük bir kovalamacadan sonra dişlerini fırçalayıp üstünü giymiş, annesini öpücük yağmuruna boğarak işe göndermiş, babasının elinden tutarak yuvaya gelmişti. Yani kötü bir gün olabileceğine dair havada ne bir iz vardı, ne de Deniz buna kafa yorabilecek kadar detaylı düşünüyordu. O geldiğinde genelde çocukların bir kısmı hala kahvaltı masasında oluyor, kahvaltısını yapıp gelmiş olanlar ise hava güzel olduğunda bahçede oyunlarına dalıyorlardı.

Herkese günaydın diyip babasını yolcu ettikten sonra bahçeye çıktı Deniz. Uzun, iri bir çit ve tahtalarla demiryolundan ayrılan bahçenin kuytu bir köşesinde her günkü arkadaşları Ali, Mehmet ve Mustafa böcek avına çıkmışlardı. Küçük parmakları arasında tuttukları daha da küçük böcekler üzerine felsefe yapıyorlar, karıncaların çalışkanlığından dem vurup uğur böceklerini öldürmenin büyük talihsizlikler doğurabileceğini konuşuyorlardı. Yine sohbetleri her zaman ki gibi Türkçe idi.

Ali: “Ben diyorum arılar karıncaları yerler.”

Mehmet: “Ama karıncalar arılardan daha güçlülermiş, kendi ağırlıklarının kırk katı yük taşırlarmış. “

Mustafa: “Arılar kızarlarsa insanları sokarlar. Karıncalar ama kimseye zarar vermiyorlar.”

Deniz: “Bütün böceklerin düşmanı kuşlardır. Kuşların böceklerle beslendiğini biliyor muydunuz?”

Mehmet: “Böh! İğrenç bir şey böcek yemek.”

Ali: “Ben olsam hergün kusardım.”

Mustafa: “Acaba böceklerin de dili var mı? Nasıl konuşup anlaşıyorlar kendi aralarında?”

Deniz: “Bütün canlıları Tanrı yaratmış, her birinin bir anlamı ve önemi varmış doğada.” Çocukların kendi aralarındaki derin ve felsefi sohbetleri devam ederken Frau S. birden arkalarında belirir ve Almanca:

“Ben size kaç defa dedim burada Türkçe konuşulmayacak diye. Burası Almanya. Burada Almanca konuşulur. Siz ne laf anlamaz insanlarsınız. Ne aptal yaratıklarsınız” diye bağırır. Frau S.´in şiddet ve kin dolu ses tonundan korkan çocuklar eğildikleri yerden ayağa kalkar ve ağır bir suç işlemiş gibi pişman bir vaziyette bakışlarını toprağa gömerler.

Çocukların bu sessiz pişmanlıkları, kafalarını eğmeleri Frau S.´i daha da hiddetlendirir. Her birinin suratına dik dik bakarak gözlerinin içine doğru fırlattığı nefret dolu bakışları ile tehditlerini sürdürür:

“ Bu size en son uyarım. Bir daha bu yuvada Türkçe konuşulmayacak. İçeride, dışarıda, bahçede, tuvalette, yemekte oyunda bu dili konuşmak yasak. Herkes Almanca konuşacak. Burada Almanca konuşulur. Anlaşıldı mı?”

Ali Almanca: “Evet anladım.”

Mehmet: “Ben de.”

Mustafa: “Tamam.”

Aşırı heyecanlanan ve şiddetin, bağırıp çağırmanın bu denlisine o güne kadar tanık olmamış Deniz önce İngilizce sonra Türkçe:

“Evet, tamam, yani anladım.” Sonra düzelterek Almanca:

“Bende anladım” der.

Frau S. Deniz´in geciken farklı dillerdeki yanıtına daha da kızar. Direk hedefi bu defa Deniz´dir:

“Sen ne geri zekalı bir çocuksun böyle. Daha dogru dürüst Almanca yanıt vermeyi bile bilmiyorsun. Önce Almancayı öğren, diğer dilleri büyüyünce öğrenirsin. Almanya´da yaşadığını unutma. Bu ülkenin dili Almancadır. Burada Almanca konuşulur. Anlıyor musun?”

Eğitmenin şiddetli tehdidine daha fazla dayanmayan Deniz´in gözleri dolar. Yanaklarından damlayan gözyaşlarına iğrenerek belirgin bir tiksintiyle bakan Frau S.,

”Bu defa sizleri affediyorum. Ama son defa sizi uyarıyorum, bir daha kendi aranızda Türkçe konuştugunuzu görüp duyup işittiğimde, hakkınızda çok kötü olur ona göre…..”

Ve o günden sonra bir daha Türkçe konuşmadı Deniz. Annesinin, babasının, akrabalarının tümünün çabası fayda vermedi. Yanıtı hep aynıydı: “Burada Almanca konuşulur.”

 

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden /  Ändern )

Google Foto

Du kommentierst mit Deinem Google-Konto. Abmelden /  Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden /  Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden /  Ändern )

Verbinde mit %s

Serkan Dinç

Kişisel Blog Sitesi

HISSEMUTFAGI

Borsa,Hisse,Yorum,Grafik,Eğitim,stock market,exchange,Hisse Senedi Teknik Analizleri Nasıl Yapılır, Borsa Grafikleri Nasıl Yorumlanır, Borsa Analizi Nasıl Yapılır, Hisse Senedi Grafiği Nasıl Yorumlanır, Bolinger Bandı,hissemutfagi,Borsa Eğitim Videoları,Borsa Eğitim,IBB,İSTANBUL,İMAMOĞLU

Türkçe Malumatlar

Gerçek Bilginin Adresi Zihin Açıcı Site

birfotoğraföyküsü

hayatta öyküsü olmayan tek bir fotoğraf yoktur!

Y Nesil Avukat

X kuşaklarıyla dolu bir dünyada Y nesli olarak hayatta kalmak

arzuberk

profesyonel, pozitif, tutkulu, hoşgörülü, farkındalığı yüksek, motive eden, ilham alan & veren

seferkatip.wordpress.com/

gelişmenin karanlık yüzü vardır ve yaratmak için yıkmak gereklidir.

MAVİ YOL

Mavi ; gökyüzü kadar sonsuz, deniz kadar huzurlu, bulut kadar özgürdür.

Fas Hakkında

Fas Hakkında genel Bilgiler

Genç İşsizler Platformu

#MezunİşsizBorçlu

Okçuluk Araştırmaları Enstitüsü

Türkiye'nin İlk Okçuluk Araştırmaları Enstitüsü | Turkey's First Archery Research Institute

yogikbeslenme

Doğanıza Uygun Yaşama Rehberi

Ulucinar

Gönülden gönüle...

ŞİİR İKİZ

BİZ BİRİZ

Farklı Bakış Açıları!

Farklı içerikleri, eğlenceli anlatımı ve sürükleyici konuları ile tartismaci.com'u çok seveceksiniz.

%d Bloggern gefällt das: