27.6 C
Hamburg
Dienstag, August 11, 2020
Start News Hasan Burgucuoğlu ile söyleşi

Hasan Burgucuoğlu ile söyleşi

Hasan Burgucuoğlu ile söyleşi

9-15 Mayıs 2015 tarihleri arasında Ermenistan’ın başkenti Erivan’a bir ziyaret gerçekleştiren Hamburglu, Sol Partili politikacı, öğretmen, sanat ve kültürel etkinlikleri organizatörü, kitapsever, kısaca bizden, içimizden biri olan göçmen Hasan Burgucuoğlu’nun izlenimleri, değerlendirmeleri:

1.jpg

* Hamburg’da yaşayan göçmen kökenli bir Türkiyeli olarak buralardan kalkıp ta Ermenistan’a, Erivan’a gitmek fikri nasıl oluştu? Bu fikre nereden kapıldınız, sizi buna iten nedenler nelerdi?

* Bu konu yani Ermeni soykırımı sorunu, soykırım inkârı, yaşanılan katliamlarla yüzleşme meselesi uzun zamandır gözlemlediğim ve gündemimde olan bir konuydu. Bu konudaki bilinen klasik reddeden anlayışın toplumuzun hemen her kesiminden insanlarca, hatta göçmenlerce, siyasi nedenlerden dolayı mülteci olarak gelenlerin arasında dahi yeteri kadar anlaşılıp konuşulmadığına şahit oldum. Tek yanlı yaklaşımlar, uzak durmalar, inkâr veya ele alınmaması gereken bir tabuymuş gibi bakış açıları beni hep rahatsız etti. Anlama, yüzleşmek isteme hep benim gündemimdeydiler. Bu konuda bir duyarlılık yaratmak istemek, konunun anlaşılması, konuşulmasını istemek benim hep arzumdu.

Uğraştıkça, bu konuyla meşgul oldukça oralara gitmek, insanları yüzyüze görmek isteği oluştu. Mevcut literatür, başlıca bir hareketlilik, duyarlılık konusunda belli bir hassasiyet yaratsa da soykırımın 100. yılına denk gelmesi farklı bir olgunluğu beraberinde getirdi. Gitme fikri kıvamına geldi ve gerçekleşti.

* Tam olarak detaylandırıldığında hisleriniz nasıldı? Yani duygusal olarak nasıl bir ruh hâline sahiptiniz. Daha çok sevinç mi, hüzün mü, keder mi? Durduk yere ortaya çıkmayan bir yüzleşme ziyareti fikri, geniş ve uzun bir zamana yayılan bu fikrin olgunlaşma süreci, sonra eldeki birikim, bilgi ve öğrenilenleri heybeye doldurup yola çıkma fikri sizde neleri çağrıştırdı, size tam veya yaklaşık olarak neleri hissettirdi?

* Tekrarlayacak olursam eğer eldeki bilgi birikimi, kişisel katıldığım projeler, araştırmalarım, konuyla ilgili kişisel okuma, bilgi edinme, kitaplar karıştırma, birebir insanlarla görüşme, diasporanın doğal yansımaları, kısaca hepsi gözönünde bulundurulduğunda genel akış bu yöneydi. Özellikle son yıllardaki kapsamlı araştırma ve incelemeler bu sürece denk geldi. Daha önce birkaç konferansa katılmıştım, hatta Berlin’de soykırımın baş mimarlarından Talat Paşa’nın vurulduğu sokağı arkadaşlarımla iki defa gördüm. Neden bizim toplumumuz Almanların Yahudi soykırımıyla samimi ve bilimsel anlamda yüzleşmelerinden öğrenmesinler dedim. Biraz onlardan esinlendiğimi gizlemek istemiyorum.

2

Almanlardan, bu konuda birçok olumlu tecrübelerinden yararlanabiliriz. Yöntemlerinden, izledikleri yollardan öğrenebiliriz. On yılların kini, düşmanlığı, inkârı veya yüzleşilmesi gerekliliği okullarda eğitim ve öğretim aracılığıyla kapsamlı olarak yer verilerek, gerçekleştirilen bu büyük soykırım birçok yönü ile ele alınıp masaya yatırılabilir.

Bu konuda tabii derinleştikçe insan ister istemez psikolojik olarak etkileniyor. Katliamların, yok etmelerin şimdiki Doğu Ermenistan’da değil Anadolu’da ve Kürdistan’da gerçekleştiğini ben de biliyorum. Ama o topraklar hem o soykırımdan hemen sonra kısmen bağımsız daha sonrada Sovyetlerin egemenliği altındaydı, hem geride kalanların vatan olarak benimseyip gidip yerleştikleri topraklar olarak yüzleşmek için gidip görmek istememde rol aldılar.

* Peki nasıl bir geziydi bu? Siyasi miydi, turistik miydi, yoksa öylesine plansız gerçekleştirilen bildiğimiz bireyci, kendiliğindenci bir seyahat miydi?

* Tamamen kişisel bir çabaydı benimkisi. Benden hemen bir kaç hafta önce topluca ziyarete gelenlerin olduğunu öğrendim. Benimkisi bir haftalık bir ziyaretti. Kişisel ilişkilerim sayesinde sadece siyasi insanlarla buluşup biraraya gelmek arzusuyla değil, günlük hayatını devam ettirmek için ekmek kavgası veren sıradan vatandaşlarla da tanışma, görüşme imkânım oldu. Aynı bizim insanlarımız gibi misafirperver ve oldukça alçakgönüllüydüler. Duyan geldi. “Bir Türk gelmiş gidip görelim” düşüncesiyle beni görmeye gelmek isteyenler de oldukça çoktu. Ayrıca akademisyenlerle de tanışma fırsatım oldu. Aralarında Almanca konuşanlar vardı.

* Geziyi bir bütün olarak nasıl değerlendiriyorsunuz? Kalbinizdeki veya kafanızdaki tasarladığınız yüzleşmeyi tam olarak yapabildiniz mi, bu konudaki plan ve beklentinizi gerçekleştirebildiniz mi?

* Genel çerçevesiyle olumlu olarak değerlendiriyorum. Adeta üzerimden ağır bir yük kalkmış gibi hissettim. İnsan ister istemez oldukça duygusal bir ruh haline kapılıyor. Hâlâ bugün yaşayan yüzbinlerce insana denk gelen sayıda insan yetim büyümüşler, soykırıma uğrayanların ya çocukları, ya da torunları. Aynı zamanda Alman faşizmine karşı kazanılan büyük zaferin 70. yıldönümüydü. O zamanlar cepheye Sovyetler Birliği saflarında savaşmak için katılan 620 bin Ermeni’den 300 yüzbini hayatını yitirmiş bu savaşta. Ordunun önde gelen kurmayları arasında bir çok Ermeni general ve subayın olduğu yine tarihe mal olmuş. Ziyaretimin böyle bir kutlamaya denk gelmesi bana ayrı bir sevinç yaşattı.

3.jpg

* Biraz da üzüntülü anlarınızdan bahsedelim…?

* Soykırımı Anma Anıtı oldukça etkileyiciydi. Uzunca bir yoldan geçilip anıta ulaşılıyor. O uzun yol boyunca sırayla taşlar dikilmiş, dizilmiş. O kadar çoklar ki. Her bir taş her bölgede gerçekleştirilen katliamın anısına oraya dikilmiş. Bu katliamları birer birer dinlemek, olup bitenleri yeniden duymak hüzün veriyordu. O uzun yol bitip ana büyük anıta yaklaştıkça hüzün arttıkça arttı. Anıt ziyarete gelenlerin bıraktıkları çiçeklerle, çelenklerle süslenmişti. Televizyon programcıları, kameramanlar vardı.
Türkiye’den ya da Türkiye kökenli birileri geldiğinde oranın televizyonları hep çekim yapıyorlarmış. Gerçekleştirilen ziyaretlere haber olarak yayınlarında yer veriyorlarmış. Ben oradayken İranlı olduklarını öğrendiğim bir grup başörtülü kadına denk geldim. Aralarında gözyaşları arasında anıta çelenk bırakanlarını gördüm.

* Anıttan biraz bahseder misiniz?

* Anıt 1967’den beri içinde sönmeden sürekli yanan bir ateşle donatılmış. Esas olarak göğe doğru yükselen açık büyük bir mezar var. “Biz öldük, mezarımız yok, ama yaşadık ve yükseldik” anlamına gelen yaşama sevincini, hayat gücünü anmayı sembolize eden ikinci bir anıt da onun yanında. Göğe doğru yükselen kulenin içinde bir kule daha var. Bunlar anavatanı ve diasporayı temsil ediyorlar. Hem içice geçmişler hem de birbirini kollayıp koruyorlar.

* Hasan Bey, sanat ve kültür dünyasına dair edindiğiniz izlenimleriniz nelerdi? Birazda bunlardan bahsedebilir misiniz?

* Erivan’ı gezip gören birileri Çar’ın mimarı .Aleksander Tamanjan adlı meşhur bir mimarın elinden çıkan şehre hayran oluyor. Tanıştığımız torunun idare ettiği müzede bütün mimari gelişmeyi görmek mümkün. Alabildiğine yeşil alan ve çokca heykeller hemen dikkat çekiyor. Hemen her köşe başında park, ağaç, yeşillik ve heykelle karşılaşmak mümkün.

* Edebiyatçılara, yazarlara denk geldiniz mi?

* Evet. Küreselleşme oraya kadar yansıyor. Burada Mönckebergstrasse’deki gibi hemen her mağazaya orada da rastgeliniyor. Ama şehrin genel yapısını bozan çirkinlikler sözkonusu değil.

Gençler, özellikle genç kızlar kendine güvenen bir nesil olarak dikkat çekiyorlar. Ayrıca belirgin biçimde okuma ve yazmaya, sanata ve kültüre çok önem veriyorlar. Toplumda oldukça yüksek bir dayanışma anlayışı egemen. Aynı bizdeki hemşerilik gibi. Maraşlı, Adıyamanlı, Anadolu’nun dört bir yanından gelen aileler var. Diasporadakiler bile hâlâ ailelerinin geçinme olayını biz göçmenlerin kendi ailelerimize yaptığımız gibi, sağlıyor, yardımda bulunuyorlar.

Bir yazar arkadaşla karşılaştım. Yazarların ve turistlerin takıldığı bir pazara gittim. Başka işlerle uğraşarak el işleri yapıp satan, el işi gümüşten eşyalar, hediyelikler, hatıralık malzemeler satanlara rast geldim. Tezgahlarının diğer yarısında öyküler, kitaplar satanlar bir yazar vardı. Hemen hemen her sanatçının, yazarın böylesi bir yan uğraşısı olduğunu gördüm.

* Düşmanlıklar veya öylesi hisler, bakışlar, davranışlarla karşılaştınız mı hiç?

* Kesinlikle öyle bir şey olmadı. Aksine Türkiye’den oralara giden bir çok insanın varlığından söz edildi. Sadece misafirperverlik, dostluklarla, arkadaşlıklarla karşılaştım, yeni insanlarla tanıştım.

* Bir daha gitmek?

* Düşünüyorum. Belki daha kalabalık bir heyetle veya bir kaç arkadaşla beraber.

* Teşekkür ederim



Süleyman Deveci / 20 Mayıs 2015

 

http://www.avrupa-postasi.com/yasam/hamburgdan-ermenistana-bir-yuzlesme-ziyareti-h95830.html

 

 

- Advertisment -

Most Popular

9,9 % weniger Unternehmensinsolvenzen als im Mai 2019

Im Mai 2020 haben die deutschen Amtsgerichte 1 504 Unternehmensinsolvenzen gemeldet. Das waren nach Angaben des Statistischen Bundesamtes (Destatis) 9,9 % weniger als im Mai 2019. Die...

Dünya Tekvando Federasyonundan önemli kararlar

Dünya Tekvando Federasyonunun yönetim kurulu toplantısında, 2020 Tokyo Olimpiyat Oyunları için kıta elemesini gerçekleştirmeyen Avrupa ve Asya kıtaları için 2021 yılı haziran ayına kadar...

Adana’da dalgalarla geldiği plajı dolduran yüzlerce kilo soğan şaşkınlığı

Adana'nın Karataş ilçesinde Akdeniz'in dalgalarıyla Bahçe Plajı'nı dolduran yüzlerce kilo soğan şaşırttı. Karataş Belediye Başkanı Necip Topuz, yaptığı açıklamada, Bahçe mevkisine sahili dolduran soğanlarla ilgili...

Schon 31.000 Tablets und Laptops stehen Ende der Woche Hamburgs Schulen zur Verfügung

Schulsenator Ties Rabe hat heute aus Anlass der Lieferung von 270 iPads an die Stadtteilschule Alter Teichweg (Dulsberg) über den aktuellen Stand bei der...
%d Bloggern gefällt das: