14.1 C
Hamburg
Mittwoch, September 30, 2020
Start Bücher Süleyman Deveci ile Röportaj

Süleyman Deveci ile Röportaj

Süleyman Deveci ile Röportaj

HAMBURG’DA yaşayan yazar Süleyman Deveci son romanı “Hamburg’da Hayat”ta göçmenlerin yaşadığı ayrımcılığı ve ırkçılığı konu ediyor. Türkiye’de Fransızca Dili ve Edebiyatı, Almanya’da redaktörlük okuyan Deveci, bu hafta röportaj konuğumuz olarak edebiyat, okuma alışkanlığı ve yeni kitabı hakkındaki sorularımızı yanıtladı.

Sayın Deveci edebiyata merakınız nasıl başladı?

Okula başlamadan okuma-yazma öğrendim. Ağabeyimin aldığı Teksas, Zagor, Tommiks gibi çizgi romanlara olan merakımla okuma-yazmayı söktüm. Her okuduğum kitapla içimdeki merak arttı. Çok iyi hatırlıyorum, 13 yaşımda günlük tutmaya ve şiire başladım. Siyasi abilerin ve ablaların da payını görmezden gelemem. Ama özellikle Aytekin Bozkurt adındaki edebiyat öğretmenimin de kitap sevgimde çok büyük rolü var. Hep yanında kitap taşırdı. Edebiyat fanatiği biriydi. Çok saygı uyandıran bir kişiliği vardı. Edebiyat sevgimi ona borçlu olduğumu itiraf eder, yaşıyorsa hala saygıyla ellerinden öperim.

Sizin için edebiyat ne ifade ediyor?

Edebiyat merak, çocuksu hayal ve kurgularımızın içimize attığı kıvılcımdır. Bulunduğun ortamdan kaçıp, farklı bir dünyayı girmektir. Hayatı biraz daha heyecanlı, neşeli ve tatlı kılmak ihtiyacından kaynaklanan bir uğraştır edebiyat. İhtiyaç, hayatı güzelleştirmek, daha yaşanılır, dayanılır ve çekici kılmaktır. Ama diğer yandan tanıklıktır da, muhalefet etmek, gidişata razı olmamak gibi yanları da mevcuttur.

Türkler hep ‚okumayan bir milletiz‘ diye yakınır.

Ne yazık ki pek yanlış tespit değil. Batılı ülkelere nazaran kitap, gazete okuma alışkanlığımız yetersiz. İnsanlarımız bir Euro verip gazete almıyor, ama bir paket sigaraya günde beş Euro veriyor. Şunu demek istiyorum, okumamak, hele Almanya gibi ülkede maddiyatla gerekçelendirilemez. Tembellik başka bir şey değil. Uygarlığın buradan ötesi yok, Avrupa’da olan bizleriz. Elimizin altındaki olabildiğince aşırı olumlu koşulları değerlendirmek kendi elimizde. Kimseleri bu konuda suçlayamayız kendimizden başka.

Mutlaka düzenli okumalı

İnsanlara nasıl okuma alışkanlığına teşvik edilebilir?

Aslında çok basit. Erken yaşta başlayarak. Çocuklarda kitap, edebiyat sevgisini yaratmak çok kolay. Çünkü çocuklar taklitçi. Anne, baba kitap okuyorsa, mutlaka çocuk bu alışkanlığı kopyalıyor. Bende belki bir parça babamı taklit ettim. Babam günde beş ayrı gazete alıp, okurdu. İstisnasız her gün. Ama anne ve babanın okuma alışkınlığı olmadığı evde, çocuktan pek şey bekleyemezsiniz. Şuna inanıyorum her eve mutlaka düzenli olarak gazete, dergi, kitap girmeli. Baskıcı bir tarz değil aksine teşvik edip yönlendirici kafayla yaklaşılmalı.

Ayrıca birey olarak öğrenmek, bilgi açlığımızı, gereksinimlerimizi gidermek yine büyük bir ihtiyaç ve zorunluluk.

Almanya’ya nispeten geç gelenlerdensiniz.

Liseyi bitirdikten sonra Sivas Cumhuriyet Üniversitesi’nde bir dönem Fransızca Dili ve Edebiyatı okudum. Daha sonra yine okumak için Almanya’ya geldim. Türkiye’de Ankara’da yaşıyorduk. Yaşadığımız mahalle o dönemde çok yoğun siyasi aktivitelerin olduğu Tuzluçayır’dı. Hatta sol ağırlıklı olduğu için “Küçük Moskova” denirdi. Ortaokul yıllarımı orada geçirdim. Okulun büyük bir kütüphanesi vardı. Orta ikide kütüphanede bulunan tüm klasikleri okumuştum. Özellikle Rus, Fransız klasiklerini çok seviyordum. Victor Hugo, Montaigne, Balzac, Jean Paul Sartre, hâlâ tekrar tekrar okuduğum yazarlar arasında. Rus yazarlardan Dostoyevski, Gorki ve Tolstoy’u çok beğenirim. Çocukluk, gençlik dönemimde fazla Türk yazar okumadım. Kendimizi inkar eden, küçük gören ve hep Batı’ya, yurtdışına hayran olan bir yanlış anlayıştı belki bunun sebebi. Edebiyat ile yoğun uğraşmaya başladığımda keşfettim Türkiyeli yazarları. Kendi edebiyatımızın derinliğini ve köklü bir geleneğimizin olduğunu, zenginliğimizin görmezden gelinemeyeceğini konunun üzerinde yoğunlaşınca gördüm. Bir Orhan Kemal’in halkın içinden gelen, halkın sevinçlerini, acılarını yazdığını o zaman gördüm. Almanya’ya geldiğimde kendime bir hedef koydum. O da Almanca’yı çok iyi öğrenmekti. Almanca kitap yazacak derecede Almanca’ya hakim olacaktım. Herkes bir dil kursuna bile gitmezken, ben kesintisiz sürekli kurslara gittim. Bunlar ucuz değildi, ama bir dönem kazandığım paranın büyük bir bölümünü dil kurslarına yatırdım. Almanya’ya 20 yaşında geldiğim ve burada doğan gençler gibi Almanca ile beraber büyümediğim için kolay olmadı. Ama büyük yaşta dili daha bilinçli öğreniyor, araştırıyorsunuz.

dscn9010

Eleştiri sitesi var

Yazdığınız kitapların konuları yaşadıklarınızla alakalı mı, yoksa tamamen kurgu mu?

Gençlik yıllarımda okuma-yazma ilgim ile bağlantılı olarak günlük tutmaya başladım. Bu alışkanlığımı hâlâ sürdürüyorum. Günlüklerimdeki notlar yazılarımın temelini oluşturuyor. Dolayısıyla yaşam tecrübelerim, gözlemlediklerim, duyduklarım, okuduklarım elbette bir şekilde yazdıklarıma yansıyor. Ama tabii ki büyük bir bölümü kurgu.

Yıllardır sürdüğünüz kitap eleştirmenliğini şimdi videolu olarak youtube’de yüklüyorsunuz.

Doğru. Değişim iletişim tekniklerini insanlara edebiyat sevgisi aşılamak için kullandığım bir yöntem. Fikir oğlumdan geldi. Şimdiye kadar http://www.criticus.eu isimli bir sitede yazılı olarak yaptığım eleştirileri görüntülü ve anlatımlı tarza soktum. Alman edebiyatında kitap eleştirisinin köklü yeri var. Türkiye bu konuda çok geride. Bizde eleştiri çok zayıf. Uluslararası edebiyat branşında isim yapmış bir eleştirmenimiz yok. Çünkü bizde eleştiri sanki çok olumsuz bir şeymiş gibi algılanıyor. Kelime anlamı da negatif, hep yergi olarak yorumlanıyor. Oysa edebiyatın gelişmesi için eleştirinin çok büyük önemi var. Oysa her eleştiride mutlaka bir olumlu yan da vardır. Biz bu dengeyi kuramıyoruz. Kitabı, yani yazarın eserini eleştirmeyi yazarı eleştirmek, yermekle karıştırıyoruz. Bu bizde bir tek edebiyata özgü değil. Filmlerde kötü karakterlerini canlandıran oyuncular sokakta hakarete uğruyor. Rolü ve kendisi karıştırılıyor. Eleştiri mantığı Türkiye’de tam olarak kurumsallaşmamış. Üzerinde hala siyasetin ağır ve baskıcı gölgesi ve hışmı var.

Türkiye’de siyasetin yapamadığını, son 5-10 yılda edebiyatçılar yaptı. Bugün belli, başlı bir çok yazarımızın kitapları Almanca’ya çevrilmiş durumda. Ön yargıları kırmak, insanların bilinçaltındaki korkuları yok etmekte siyasetçilerden daha da başarılı edebiyatçılar.

Videolara ilgi nasıl?

Edebiyata ilgiyi artırmak için oğlumdan gelen bir öneriydi, ilk başlarda önemsemedim. Ama beni ikna etti, bir çok örneğini gösterince ikna oldum. Çekimleri o yapıp, youtube’a yükledi. İlk etapta 20 video yükledik. Kısa, iki dilde, insanları sıkmayan şekilde hazırladık. Bayağı bir olumlu tepki aldık. Türkiye’den ve başka ülkelerden yazanlar oldu. Örneğin kitabını eleştirdiğim bir yazar hakkında doktora çalışması yapan bir öğrenci email yazdı. Başka bir izleyici kendi önerdiği bir yazarın kitabını da eleştirmemi istedi vs. İnternet çağımızın iletişim aracı. Bunu neden edebiyatı sevdirmek için kullanmayalım? Bunlar beni motive etti. Gerçekten edebiyatla ilgilenen seven insanlara bir hizmet. Her hafta bir yazar, bir kitap tanıtıyorum. Devam edeceğiz.

Toplam beş kitabınızın ilk üçü Almanca idi, sonra Türkçe yazmaya başladınız. Bu değişimde neler etkili oldu?

İlk kitabım 2007’de yayınlandı. Ondan sonra her yıl bir kitabım yayınlandı. İlk ve üçüncü kitabım araştırma-inceleme kitabıydı. Diğerleri kurgu ürünü. Romanımda ölüm olgusunu ele almaya çalıştım. Edebiyatta evrensel bir konudur ölüm. Ölümü işlemeyen, ele almayan yazar sanıyorum yoktur. Almanca’dan Türkçe’ye geçmemde, Türkçe’de çok daha rahat, akıcı ve zorlamadan yazabilmem etkili oldu. Kendimi Almanca yazmaya zorlamak istemedim. Bunda yıllarda burada göçmen olarak ayrımcılığa uğramış olmanın, ezilmişlik hissinin yarattığı bir psikolojide olabilir. Almanca yazmakta uzun dönem ısrar etmemde, ‚bu toplum beni kabul etsin‘, ‚onlara hoş görüneyim‘ psikolojisinin de mutlaka etkisi vardır. Ama artık bunu aştım.

Edebiyata siyaset karıştırılmamalı

Kısaca özetleyecek olursanız, edebiyat anlayışınız nedir?

En temel ilkem, siyaset ve edebiyatı birbirine karıştırmamaya özen göstermem diyebilirim. Siyasetle edebiyat arasına çok kalın bir çizgi koymayı reddeden yazar arkadaşlarımda var. Sıkça kendileriyle bu konuları tartışıyoruz. Edebiyatçının kendini siyasetten soyutlayamayacağı düşüncesine başından beri karşıyım. Bir Orhan Pamuk, Yusuf Atılgan, Oğuz Atay gibi siyaset ve edebiyatı karıştırmayan çok önemli yazarlarımız var. Bunlar kitaplarında siyaset yer almadığı veya kendilerinin siyasi görüşü olmadığı anlamında değil. Kendilerinin bir taraf için siyaset yapmadığı anlamında söylüyorum. Benim için ikinci önemli husus edebiyatın devamlı ezilenin yanında olması hususudur. Ben edebiyatı hep ezilen, dışlanan insanların yanında görüyorum, bu hangi rejimde olursa olsun böyle. Kim, hangi yazar olursa olsun, muhalifse, ezilenin yanındaysa onu görmezden gelemeyiz.

Irkçılık konusu işlendi

Son kitabınız “Hamburg’da Hayat”da Almanya’da çok gündemde olan ırkçılık konusu ön planda. Güncelliği mi yakalamak istediniz?

Sorunuzdaki imayı anladım. Ama kesinlikle değil. Çünkü bu kitap sekiz yıllık çalışmanın bir ürünü. Farklı versiyonlarını yazdım son halini alana kadar. Kitap yazıldığında ve baskıya hazır hale getirildiğinde daha ırkçı cinayetler dizisi çözümlenmemişti. Edebiyatçının yapması gereken yaşadığı, gözlemledikleri ile kurguladıklarını iyi bir şekilde harmanlamak, güzel bir hikayeye çevirmektir. Bu romanda ele aldığım konu Almanya’da yaşanan ırkçılık. Şimdi son zamanlarda cinayetlerden ötürü gündeme geldi ama toplumda sürekli var olan bir şeydi. İddia ediyorum her göçmen mutlaka şu veya bu şekilde farklı dozlarda ırkçılık yaşamıştır bu toplumda. Romanda ırkçı cinayetler söz konusu, bu bölümü ben 2004 yılında yazmıştım. Hatta yazarken acaba biraz ağır mı oldu diye düşündüm. 2011 sonu sonrası çıkan NSU terör örgütü toplumda ırkçılığın hiç kimsenin tahmin edemeyeceği boyutta olduğunu çok vahim bir şekilde gözler önüne serdi. Kitabımda işlediğim ırkçılık, toplumda yaşanan ırkçılığın gerisinde kaldı.

Kökeniniz Türkiye’de, Almanya’da yaşıyor ama Türkçe yazıyorsunuz? Sizi ve aynı biyografiye sahip yazarları hangi kategoride görmemiz lazım?

Bu toplumun içinden yazdığımız için ister istemez göçmen edebiyatı yapıyoruz. Biliyorum bazı yazar arkadaşlarım bu tanımlamadan hiç hoşlanmıyor, ama işin gerçeği bu. Aslında tam bir kalıba sığan yazarlar değiliz. Belki en kolayı, kendi anadilde yazan ama yaşam merkezi yurtdışında olan yazarlar diyebiliriz. Bizlerin en büyük eksikliği bir lobimizin olmaması. Türkiye’deki gelişmeleri çok yakından takip etmemize rağmen, ne tam oraya ne da tam buraya aitiz. Tüm öyküyü ve romanlarımdaki kahramanlar da bu topluma mal olmuş, bu toplumun içinden çıkan bire bir kişiler. Anlattıklarım o yüzden tamamıyle buraya ait.

Hamburg bir tek benim değil buralı yazar arkadaşlarımın “Çukurova”sı. Otuzdan fazla yazar arkadaş yaşıyoruz bu kentte, bir yazarlar çıkartmasını hâlâ yapamadık. Bizleri ancak edebiyatın yüksek çıkarlarının biraraya getireceğine inanıyorum şahsen. Henüz o olgunluğa gelemedik ama o yöne doğru ilerliyoruz.

Gelecek yıllarda Hamburg’un göçmen edebiyatı denilince ilk akla gelen şehir olacağı abartılı bir saptama değil kesinlikle.

 

Eylül 2012 – Hürriyet

 

 

 

 

 

 

Anzeigen

-Advertisment -

Most Popular

Almanya Dışişleri raporu: Türkiye’de ifade özgürlüğü iptal, medya tek sesli, yargı siyasetin etkisinde

Almanya Dışişleri Bakanlığı tarafından Türkiye ile ilgili hazırlanan bir raporda, ‘ülkede ifade özgürlüğünün iptal olduğu’ vurgusu yapılarak, Türkiye’de yargının ‘terör’ suçlamasını kolayca yöneltebildiği belirtildi....

„Wir brauchen eine sichere und vor allem nachhaltige Rohstoffversorgung“

Bundeswirtschaftsminister begrüßt Gründung der Europäischen Rohstoffallianz durch die Europäische Kommission Dienstag hat die Europäische Kommission die Europäische Rohstoffallianz gegründet, einen Zusammenschluss von Unternehmen, in...

Almanya’da Kovid-19’la mücadelede yeni önlemler getirildi

Almanya'da Kovid-19'la mücadelede yeni önlemler getirildi Almanya Başbakanı Angela Merkel'in eyalet başbakanlarıyla video konferans yoluyla yaptığı toplantının ardından açıklanan ilave önlemlere göre restoran ve kafelere...

EU fördert europäisches Verkehrsleitsystem in Schienenfahrzeugen in Baden-Württemberg

Baden-Württemberg erhält für die Installation des Europäischen Eisenbahnverkehrsleitsystem (ERTMS) auf 238 Schienenfahrzeugen eine EU-Förderung von rund 16,8 Mio. Euro. Das gab die EU-Kommission Dienstag...