15.5 C
Hamburg
Montag, Juni 21, 2021
StartKulturKinoİrlanda’da Özgürlük Rüzgarı

İrlanda’da Özgürlük Rüzgarı

Ken Loach’ın yönettiği “Altın Palmiye” ödüllü “Özgürlük Rüzgarı” adlı film, birkaç küçük sinemada gösteriliyor.

Cannes Film Festival’inde geçtiğimiz yıl Altın Palmiye ödülü kazanan, Ken Loach’ın yönettiği Özgürlük Rüzgarı (The Wind That Shakes The Barley) adlı film, sanatseverlerin yalnız bırakmadığı birkaç küçük sinemada oynuyor. Filmin konusu ve içeriğindeki radikalizm bunu açıklamaya yetiyor. Film adını İrlanda Ulusal Kurtuluş Savaşı yıllarında söylenen meşhur bir özgürlük şarkısından alıyor. Bugün bile hala İrlandalılar’ın dillerinden düşürmedikleri bir şarkı: “Arpayı Ayrıştıran Rüzgar”. İrlanda’da 1920 yılı, İrlanda Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın en karmaşık dönemlerinden biri. Böylesi bir ortamda yeni doktor Damien O´Donovan, Londra’da bir hastanede mesleğini icra etmenin rüyalarını görmektedir.

Damien ve Teddy kardeşlerin öyküsü, biz Kürtlere hiç de yabancı sayılmaz. Filmde; adını dahi düşmanın diliyle söylememeye kararlı ve bunun neticesinde öldürülen ve kahramanlaşanlar, ev yakmalar, işkenceler, günlük baskınlar, aşağılama, eziyet, düşmana karşı silahsız, dişi ve tırnağı ile savaşmak için yola çıkan büyük bir ordu ve problemli bir bağımsızlığa ulaşan dikenli bir yolun görüntüsü anlatılıyor.

Herşey bir oyunla başlıyor

Herşey bir İrlanda milli sporu olan Hurling ile başlıyor. Damien, oyunun bitiminde yaşlı Peggy ve torunları Sinead ve Micheail ile vedalaşmak üzere iken, İngiliz Black ve Tans diye tarihe geçen komandoların baskınına maruz kalırlar. Oynadıkları milli oyun ile izinsiz gösteri ve birarada toplu olarak bulunmayı engelleyen krallık yasalarını ihlal ettikleri gerekçesiyle suçlanır, aşağılanır ve kimlik tespitine tabi tutulurlar. Adını düşmanlarının dili İngilizce ile söylememekte direnen Micheail askerlerce öldürülür. Ama Damien, Londra’ya gitmekte kararlıdır. Arkadaşının öldürülmesini, ‘ismini askerlerin istediği gibi İngilizce söylese bir sorun çıkmazdı’ biçiminde değerlendirir. Yolculuğuna başlamak üzere istasyona geldiğinde, İngiliz askerlerini trenine almak istemeyen makinistin ve diğer görevlilerin askerlere karşı tavrına ve bunun akabinde askerlerce dövülmelerine şahit olur. Askerlerin bu zorba ve saldırgan tutumu; onu bir anda politikleştirip, ulusal kurtuluşçu düşüncelerin oluşmasına neden olur. Damien, böylece ülkesinde kalarak, IRA’nın gerilla saflarına katılır. Gerilla ağabeyi Teddy ile bağımsızlık mücadelesinde saf tutar. İrlanda’nın Kürdistan dağlarını aratmayan doğasında silah eğitimini alıp, ağabeyi Teddy ile işgalci İngilizler’i cezalandırma, silahlarına el koyma eylemlerine girişir.

Film; dramatik bir öyküyü yansıtırken, yer yer neredeyse bağımsızlık savaşının yanlışlığını da savunur pozisyona düşüyor. Bir yerli kompradorun ve işbirlikçi hainin cezalandırılma diyaloglarında veya Damien’i sorguya çeken İngiliz subayın ‘ben emir eriyim bana ne işgal muhabbetinden’ diyen yanıtlarında, IRA’nın sanki sadece kapitalistleri destekleyen bir anlayış ve dünya görüşü varmış gibi bir mahkemede Teddy’e saf tutturmasında vb. bu görülüyor. İngilizler’in müthiş bir oyunuyla ada, 6 Aralık 1921 tarihinde yapılan bir anlaşma ile ikiye bölünür. 32 prenslik ve dükalıktan 26’sı Bağımsız İrlanda Cumhuriyeti’ne verilir. Aslında yapılan, ‘al sana bağımsızlık’ denilerek, büyük bir iç savaşın ve kardeş kavgasının tohumlarının yeşil adaya kasıtlı saçılmasıdır. İki kardeş farklı cephelerde mücadelelerini sürdürürler. Filmin dramatik sonu, İngiliz yönetmen Ken Loach’ın usta yönetmenliğinin bariz bir kanıtıdır ayrıca.

Filmde; İrlandalılar ile Kürtler arasındaki tarihsel benzerlikleri görebilmeniz mümkün. Her Kürdün izlemesi gereken bir film. İzleyicisini sorulara boğan, yanıt aramaya, ülkesi ile kıyaslamaya zorlayan türdeki Michael Collins’i andıran son yılların en politize filmlerinden biri.

SÜLEYMAN DEVECİ
HAMBURG

Yeni Özgür Politika, 18 Ocak 2007

Anzeigen

-Advertisment -spot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_img
spot_img

Most Popular