7.9 C
Hamburg
Dienstag, Oktober 27, 2020
Start Home Alman Kültür Politikaları Neden Radikal Cihatçılara Yarıyor?

Alman Kültür Politikaları Neden Radikal Cihatçılara Yarıyor?

Hükümet yanlısı, Alevi düşmanı, radikal İslamcı günlük paçavra küfretmeden haykırdığı günlerin birinde, ki geçerken tetikçilik yapmadığı gün haber yapmadığına ayrıca değinelim, Almanya´da gençlerin radikal cihatçılara katılmalarının tek nedeni olarak ırkçılığı, ayrımcılığı, gençlerin buradaki günlük hayattan dışlandıklarını yazmıştı. Eğriye eğri, doğruya doğru. Aklın yolu hâlâ bir. Doğruluk payı olsa bile bu saptamanın birçok ayağı eksik. Bu yazının amacı o eksik ayaklardan biri olan kültür ayağını irdelemeye çalışmak.

Bilindiği üzere bugüne kadar yaklaşık yedi yüz gencin Almanya çapında kutsal din savaşı adına ölmek ve öldürmek için Almanya’yı terk edip sıcak savaşa, cepheye gittiklerini medya ve güvenlik güçleri kamuoyuna açıkladılar. Bu resmi rakamların en azından üç ile dörtle çarpılması gerektiği ortada. Avrupa´dan, Almanya´dan burada doğup büyüyen gençler neden intihara, insan katletmeye giderler? Dinin çekim gücü mü sahiden onları çeken, buralarda artık nefes alamayış olmaları mı, gençlik sorunlarının yarattığı kaçınılmaz bunalımların pençesinden kurtulamamaları mı? İhtimaller, sorular, kıyaslamalar, bireyden bireye, aileden gence değişiyor. Tek kalıba oturtup böyle olduğu için böyle demek inandırıcılıktan uzak. Ama herkesin hem fikir olduğu konu, cehaletle kolayca kandırılabilmiş olmaları.

Alman devletinin bilerek bu örgütlere sızdırdığı insanların olduğunu yine kamuoyu bilir. Ama dengeli düşünen hiç kimse bütün bu gençleri Almanya’nın oralara savaşmak için gönderdiğini iddia edemez. Zira o gençler, onların aileleri, çevresindeki insanlar yakın gelecekte Almanya’nın sadece dış politikada değil, iç politikada ve güvenliğinde de çok daha ciddi sorunlar doğuracaktır. Belki de o yüzdendir bu konuda kesenin ağzını açıp gençlerin kaçışını engelleyici projeler üretilmesini dilenmesi. Bu türden projeleri hazır ol da bekleyen akbabalar çoktan üretip uygulamaya koymuş olsalar da engellemeler yerine daha destek olunduğu genel gözlemler arasında. Rakamlar arttıkça artıyor. İstatistikler onları değil beni haklı çıkartıyor.

Yıllardır yazıyorum ve söylüyorum, son nefesime kadar da yazacağım ve söyleyeceğim. Yahu neden bize kültür, sanat ve edebiyatla ilgili kurum ve kuruluşlarınızda Türkçe edebiyat etkinliği yaptırtmıyorsunuz? Kapılarınız, kütüphaneleriniz bize niye kapalı? Her defasında aynı yanıtı alıp, aynı zorluklarla karşılaşırım: “Türkçe yapıyorsunuz, yazıyorsunuz, konuşuyorsunuz, bunlarla entegrasyona engel oluyorsunuz.” Bütün suç, bütün suçlama bu. Sanki biz o etkinliklerde edebiyatı anlatmayıp Almanya´ya uyum sağlamayın diyeceğiz. Edebiyat etkinliği hangi dilde yapılırsa yapılsın neyin propagandası yapılır? Oralarda insanlara, dinleyicilere ne anlatılır? İnsanı sevin, doğayı, kuşu, böceği sevin, yeşili, tanrıyı, kitabı sevin demek dışında biz ne diyoruz, neyin reklamını yapıyoruz? Ee ortalıkta böyle söyleyen, anlatan, konuşan insanlar olmazsa başka konuşan insanlara sen zaten açık kapı bırakıyorsun demektir.

Yer yer kendimce edebiyata yakın bulduğum etkinliklere gidip kitaplarımı imzalıyorum. Sosyal alanda yıllarca çalışırken tanıştığım gençleri de görüyorum. Şimdiki gençlerle de buluşup konuşuyoruz. O saygıları, dikkatli soruları, meraklı ve aç ifadeleri insanı derinden üzüyor. Yok. İnsan yok. Yol gösterecek, perspektif sunacak, hem seslerini duyacak, hem duyuracak insan yok. Olanların yapabildikleri de ancak bu kadar işte. Dört bir yandan kıstırılmış gençler, ucube geleneksel uyum politikalarıyla hemde. Göstermelik birkaç göçmen politikacıyı koymuşlar uyum politikalarının başına, kendi kendilerini kandırıp duruyorlar. Sorumluluğu da gariban göçmen ebeveynlerin sırtına yüklüyorlar. Çocuklarınıza sahip çıkın, diye. Devlet sorumsuzluğuna ciddi bir örnek.

Uzun vadede bakıldığında uygulanan yanlış kültür politikalarının, tabii ki yanlış uyum politikalarının da bunda ciddi olumsuz rolü var. Almanya´da ırkçı bir üstkültür mantığı toplumun geneline egemen. Almanca yazmayan, yazamayan yazarları dahi dışlayan bir zihniyet bu. Yahu edebiyatçı insan dünyanın hiçbir yerinde kin ve nefret tohumları ekmez, aksine doğruları söyler. Haksızlık yapılmamasını, insanların hangi nedenden dolayı olursa olsun birbirlerini katletmemesini, zulme boyun eğilmemesini, insanların hangi dili konuşursa konuşsunlar, hangi dine inanırlarsa inansınlar bir, eşit ve kardeş olduklarını söylerler. Bunu söyleme ortamları olmazsa onları ilk dinlemesi gereken gençler başkalarını dinlerler. Kimdir o başkaları malum, ortada hepimiz seyrediyoruz. Buradan bir kere daha ben bu Alman kültür kurumlarına sesleniyorum. Gelin bu ırkçı kültür politikalarını bırakın. Edebiyatçıları dışlamak size bir şey kazandırmaz, aksine çok şey kaybettirir. Bu gençler bunun bariz bir örneği.

27.04.2015

Anzeigen

-Advertisment -

Most Popular

Veranstaltungswirtschaft, Gastronomie- und Tourismuswirtschaft rufen gemeinschaftlich zur Großdemonstration auf

Protestkundgebung am 28. Oktober, fünf nach zwölf in Berlin-Alexanderplatz #OnFire. Unter diesem Motto steht die 2. Großdemonstration der Veranstaltungswirtschaft, zu der das Aktionsbündnis #AlarmstufeRot nun...

Nevşehir Belediyesi´nin „Acil Hayat Butonu“ uygulaması başladı

Nevşehir Belediyesi, yalnız yaşayan hasta, yaşlı ve engelli bireyler için "Acil Hayat Butonu" uygulamasını hayata geçirdi. Belediyeden yapılan yazılı açıklamaya göre, kentte bakıma muhtaç...

Der Mannschaftssport bündelt seine Kräfte

Kräfte bündeln und im Schulterschluss die Coronakrise gemeinsam meistern: Am Donnerstag, den 22. Oktober 2020, haben sich erstmals die fünf großen Mannschaftssportverbände und oben...

Artvin’de 1500-2000 yıllık armut ağacı tespit edildi

Artvin Çoruh Üniversitesi (AÇÜ) Orman Fakültesi Toprak İlmi ve Ekoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aydın Tüfekçioğlu, Artvin'in Şavşat ilçesi Yoncalı köyündeki 1500-2000...