6.2 C
Hamburg
Samstag, September 26, 2020
Start News Interview "Sağlıklı ilişki için dil şart"

„Sağlıklı ilişki için dil şart“

„Sağlıklı ilişki için dil şart“

Yıllardır göçmenlere yönelik sosyal hizmetlerde çalışan Gülsen Gülbeyaz Demir, “çok kültürlü toplumlarda anadil dışında ortak konuşulan dilin öğrenilmesi şart” diyor.

Almanya’nın Hamburg kentinde yaşayan Gülsen Gülbeyaz Demir, Almanya Çocuk Koruma Birliği’nde uzman eleman olarak çalışıyor. Göçmenlerin en çok dil sorunu yaşadığını vurgulayan Demir, “Çok kültürlü bir ülkede yaşıyoruz. Diyalog için ortak bir dil bulmaları zorunlu. Almanca’ya belki bir edebiyatçı kadar değil ama doğal ve sıradan ihtiyacı karşılayabilecek kadar hakim olmak bana göre şart” dedi. Yaklaşık 15 yıldır bu alanda çalışan Demir’i Hamburglu göçmenler yakından tanıyor. Demir ile çalışmaları ve göçmenlerin sorunları üzerine konuştuk.

Ne zamandır bu işi yapıyorsunuz ve neden bu mesleği seçtiniz?

Almanya’ya geldiğimden bu yana sosyal hizmet alanında çalışıyorum. Hiç Almanca bilmiyordum diyebilirim. Bir yandan dil öğrendim diğer yandan çalıştım. Dil öğrenirken çevremde ihtiyacı olan insanlara da öğretmeye başladım. Aynı zamanda anne olarak kendi çocuğumun da Almanca öğrenmesine yardımcı olmak zorundaydım. Neden bu mesleği seçtim sorusuna gelince, aslında bu meslek beni seçti. Zira geldiğim dönemler kendi bürokratik sorunlarımı çözmek için sağa-sola gidiyor, bilgi ve informasyon almak için çeşitli sosyal kuruluşlara başvurmak zorunda kalıyordum. Bir gün böylesi bir kuruluşta yabancı çocuklar için bir eğitmen arandığını haber alınca, başvurdum ve hemen işbaşı yaptım. O günden sonra hep bu alanda çalışıyorum. Kısacası Almanya’daki yaşam koşulları beni bu mesleğe itti denilebilir.

Kimlere hizmet sunuyorsunuz?

Çocuklar ve ailelerine hizmet veren Alsenpark Spielhaus oyun evinde yüzde 98 Alman olmayan, farklı kültürlerden gelen bir kesime hizmet veriyoruz. Bunların arasında dünyanın her tarafından gelen insanlar var. Tabii ki Kürtler, Türkler, Araplar da var aralarında. Eğer rakamlara vurursak, her on çocuktan en az ikisi Kürt.

Çocukların dışında diğer sosyal alanlarda da hizmet sunuyordunuz…

Evet doğru. Yaklaşık 8 sene Eimsbüttel Gençlik Dairesi’nin görevlisi olarak 10-27 yaş grupları arasındaki genç kadınlara hizmet verdim. Gerçi sekiz senenin üzerinde sadece genç kadınlarla çalışmış olsam da, benim çalışmalarımın ortasında hemen her zaman aile vardı. En büyük sorunları ise dil. Gerçi bu her ulustan insanın en önemli ve büyük sorunu. Anlama, kavrama, kavradıklarını ifade edebilme sorunları var. Bunlar aynı zamanda gerçekleşmediği zaman ne okulda, ne meslek de, ne de yaşamın diğer alanlarında bir başarı şansınız olmuyor zaten. Kendini ifade etmek aynı zamanda var olmak demektir, bunu böyle de değerlendirmek ve ona göre davranmak gerekir.

Bize biraz Kürtlerin sorunlarından bahsedebilir misiniz?

Özünde Kürtlerin sorunları da diğer göçmenlerin sorunlarından ayrı ele alınamaz. Dünyanın her tarafından insanlar buraya birbirinden farklı nedenlerden dolayı geliyorlar. Gelirken kendi sorunlarını, kültürlerini de doğal olarak beraberinde getiriyorlar. Ama insanların birbirleriyle diyalog kurabilmesi için ortak bir dili bulmaları zorunlu, yoksa öbür türlü insanlar nasıl anlayabilecekler birbirlerini? Almanca’ya belki bir edebiyatçı kadar değil ama doğal ve sıradan ihtiyacı karşılayabilecek kadar hakim olmak bana göre şart. Böylece diğer sorunların daha kolay çözüleceğine inanıyorum.

Peki bu sorunları nasıl giderebilecekler?

Ben yabancı bir dilin öğrenilmesini hiç kolay bulmuyorum. Günlük iş hayatımda özellikle de okul ve eğitimden çok uzaklaşmış ya da bu sistemde az veya hiç yer almamış yetişkinlerin öğrenmesinin çok zor olduğunu görebiliyorum. Ama yine de kişi içinde yaşadığı ülkenin dilini öğrenmek için çaba sarfetmeli. Ben velilere her zaman diyorum en azından kendini ifade edebileceğin kadar, yeri geldiğinde komşunla birkaç laf edebilmek için, çevrende yaşadığın insanlarla günlük kültürel bir alışveriş içinde olabilmek için dil öğrenmen zorunlu. Çok uluslu, çok kültürlü bir metropolde yaşıyoruz. Çok kültürlü bu toplumun anahtarı öyle veya böyle dil. Ama kendi anadilimize de gereken önemi vermemiz gerekiyor, bu da göçmen ailelerin üzerlerine aldıkları, almak zorunda oldukları ekstra görevleri diye düşünüyorum. Ayrıca insanlara kendi dillerinde hizmet veren bir eğitmenin şart olduğunu düşünüyorum ki birileri bu insanları yönlendirebilsin, onlara bu toplumda yol gösterebilsin. Özellikle bizim insanımızın, çocukların problemlerine gelene kadar halletmek zorunda kaldıkları onlarca sorunu var, bürokrasiden tutalım da başka şeylere kadar. İşte bu noktada devreye bizler giriyoruz. Çok kültürlü yaşamda uzman ve deneyimli, bu tür konularda sayısız tecrübesi olan göçmen kökenli çalışanlar var. Onlara ulaşma yollarını bulmalarını öneririm.

Sizce yabancı kökenli insanlar bürokratik alanda bir yerlere gelebilir mi? Örneğin siz bir gün ‘Aileden ve Çocuktan Sorumlu Sosyal Senatör’ olabilir misiniz?

Evet neden olmasın! Eğer yetenekleriniz ve arzularınız sizi oralara yönlendiryorsa, buna giden yolun kapalı olduğunu sanmıyorum. Eğer hedefe konulursa, politik tercih ve kararlılık bireyi ona yöneltirse neden olmasın? Tabii bu kolay olmayabilir ama kararlılık, azim ve arzu ile bunu gerçekleştirememek için hiçbir neden ortada yok. Bu konuda size kendimi örnek verebilirim. Kürt bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldim. Türkiye’de büyüdüm ve Almanya’da faaliyet yürüten bir sosyal kuruluşun yöneticisiyim. Burada bir resmi daireyi temsil ediyorum, kendi bireysel kimliğimin burada pek önemi yok. Bu alanı bana bu ülke sundu, olanağı verdi. Almanya’da olanaklar var, kanaatimce diliniz ve o işi yapabilecek eğitiminiz olduğu sürece, gerçek hedefinize büyük bir istek ve konsantrasyon ile ulaşmamak mümkün değil. Bunun kolay olduğuna ben de inanmıyorum. Ama sosyal ve politik bir alanda gösterilen inatçı bir mücadele her zaman verimini verir diyorum.

4.jpg

Hamburg’ta ‘yabancılar sorunu diye bir sorunun olmadığı, bunu belirli kesimlerin suni gündem olarak ortaya attıkları’ söyleniyor. Gerçekten böyle bir sorun var mı?

Yabancılar sorunu Hamburg’da değil Almanya’da en önemlisi de dünyanın her yerinde var. Ben yabancılar sorunu olarak olayı ele almıyorum. Bu sorunu toplumun çok kültürlü ve uluslu olmasından kaynaklanan bir olgu olarak görüyorum. Kavram olarak da yabancılar diye adlandırmamak lazım, bu çok da tehlikeli bir şey. Bu ülkede çok kültürlü yaşam ile ilgili henüz ele alınmamış, işlenmemiş, çözülmemiş bir sürü sosyal konu var. Çok kültürlülüğün beraberinde getirdiği sorunlar denilebilir. Bu konuda asıl kendimize sormamız gereken soru, ‘ben bir birey olarak bu ülkede ne yapıyorum, bu toplumun neresinde duruyorum?’ olmalıdır. Kültürlerarası iletişimsizlik, kendi içine kapanmalar bir tarafta, diğer taraftan hala çok kültürlü yaşamın varlığının farkında olmayan, kapalı ve sınırları çok keskin bir Alman kültür anlayışı var. Örneğin kültürlerarası denildiğinde, bunun yabancıları ilgilendiren bir şeymiş gibi algılanması, çok üzücü bir mantık. Almanya birçok kültürü birarada içinde barındıran bir ülkedir ve öyle kalacaktır, kalmaya da mahkum. Bu anlamda hep beraber karşılıklı olarak birbirimizi anlamayı öğrenmek zorundayız. Biz ne kadar asimile olmak istemiyorsak, onlar da haklı olarak siz ‘uyum sağlayın’ diyorlar. Ortak bir yerde buluşmak lazım. Ben uyum göstermek istiyorum, ama sende kendini, kalbini aç, beni anlamaya çaba sarfet. Ben bu kadar basit görüyorum politik olarak görmüyorum.

Bize biraz da gerçekleştirmek istediğiniz hedeflerinizden bahseder misiniz?

Mesleğimi seviyorum, insanlara kültürlerin farklılığı, çekiciliği ve çok yönlülüğü hakkında onları aydınlatıcı, bilgilendirmeye yönelik bir şeyler yapmak istiyorum. Bunun en başında gelen yine çocuklar, onlara ulaşmaya çalışıyorum. Çocuklar için onların çok kültürlü yaşamı anlayabileceği kitaplar yazıyorum. Henüz yayınlanmış bir eserim yok ama bu yıl veya gelecek yıl bu gerçekleşecek. Ayrıca bu sıralar eski iş alanımın etkisi olsa gerek, çok kültürlü bir toplumda yaşayan kadın motifleri etkisini taşıyan bir roman yazıyorum. Alanımda ailelere, velilere, çok kültürlülüğe katkıda bulunmak istiyorum.

Kimdir: Gülsen Gülbeyaz Demir, 1967 yılında Kürt bir ailenin çocuğu olarak İskenderun’da doğdu. İstanbul’da İşletme Fakültesi’nde okurken, aile birleşimi yoluyla 1991 yılında Almanya’ya geldi. Pedagoji, Eğitmenlik ve Sosyal Menejerlik dallarında eğitim aldı. Alman Çocuk Koruma Birliği’nin (Deutscher Kinderschutzbund) velilerin eğitim konusunda başvurabilecekleri uzman eleman. Demir, evli ve bir çocuk annesi. Amatör olarak çocuk kitapları yazıyor ve profesyonel olarak sanat müziği ile uğraşıyor. 2005’te yöneticiliğini yaptığı Hamburg Belediyesi’ne bağlı Alsenpark Spielhaus’ta (Oyunevi), Hamburg’un ilk Entegrasyona Destek Ödülü’nü aldı. Bu sıralar bir göçmen dergisine aile ve çocuk konularında yazılar yazıyor.

Yeni Özgür Politika, 23.01.2007

Anzeigen

-Advertisment -

Most Popular

Peugeot, 210’uncu yılını kutluyor

Aslanlı marka için kutlamalar boyunca tüm etkinliklerde kullanılacak olan 210. yıl dönümüne özel bir logo tasarlandı Peugeot, 26 Eylül 2020 tarihinde 210'uncu yılını kutlayacak Peugeot açıklamasına...

Commerzbank macht Klimarisiken im Portfolio transparent und vergleichbar – wichtiger Schritt auf dem Weg zu einer nachhaltigeren Bank

Die Commerzbank gehört seit Anfang September 2020 zu den offiziellen Unterstützern der Task Force on Climate-related Financial Disclosures (TCFD). „Wir machen die Risiken und...

„Saraydan Kız Kaçırma“ operası festivalde sahnelenecek

Koreografisine balet Tan Sağtürk'ün imza attığı eser, İstanbul Arkeoloji Müzeleri bahçesinde izlenebilecek Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü bünyesinde düzenlenen...

Umweltinnovationsprogramm: Weniger Papierverbrauch durch leichtes Verpackungsmaterial aus Altpapier

Bundesumweltministerium fördert Papierfabrik Palm aus Aalen mit rund 6,1 Millionen Euro Das Bundesumweltministerium unterstützt die Papierfabrik Palm GmbH bei der Investition in eine neue umweltfreundliche...